enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Gölgedeki Büyük Resim

11.09.2025
A+
A-

Türkiye’de son dönemde devlet kadrolarında, güvenlik birimlerinde ve öne çıkan siyasi partilerde gerçekleşen değişiklikler, dar bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde yanlış, gereksiz ya da adaletsiz olarak algılanabilir. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu adımların aslında bir ihtiyaçtan doğduğu ve stratejik açıdan elzem olduğu görülmektedir. Zira Türkiye bugün yalnızca iç siyasi çekişmelerle değil, aynı zamanda dışarıdan yönelen ağır baskılarla da karşı karşıyadır.

Artık içeride birlik ve beraberliği sağlayacak kadrolara ihtiyaç vardır. Zira içeride kavga etmek, enerjimizi birbirimize tüketmek, şu şartlarda en son isteyeceğimiz şeydir. Çünkü dünyada giderek yaklaştığı hissedilen olası bir 3. Dünya Savaşı, zaten hem ekonomik hem de ruhsal açıdan büyük bir tahribat oluşturacaktır. Böyle bir dönemde Türkiye, bir de içerideki karışıklıklarla uğraşacak lüksü kendinde bulamaz.

Dışarıya baktığımızda tablo son derece çarpıcıdır. Güneyimizde, Suriye’de özerklik ilan eden PYD, Irak’ın kuzeyinde ise Barzani yönetimi Türkiye için uzun vadeli tehditler oluşturmaktadır. Barzani’nin “Rojava’yı yalnız bırakmayacağız” açıklaması ile PYD’ye saldıracak herkesin karşısında duracağını açıklamış oldu. PYD’ye bu noktada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şu sözü dikkat çekicidir. “Sınırımızın ötesinde bir tehdit oluştuğu zaman biz onun bizi vurmasını beklemeyiz.” Bu ifade, Türkiye’nin pasif bir bekleyiş içinde olmayacağını, önleyici hamleler yapacağını net biçimde ortaya koymaktadır.

İsrail, bir yandan masada müzakere çağrısı yaparken, diğer yandan Türkiye dostu Katar’a bomba atmaktadır. Bu saldırı aslında askeri bir hamleden öte, siyasi bir mesajdır: “Türkiye ile savaşa gireceğiz; eğer sen destek olursan, seni de bu şekilde nokta nokta vururum. Başını sakın çıkarma.” Yani Katar’a atılan bomba, dolaylı bir gözdağıdır. Bu arada Katar’da hava savunma sistemi yok mu? Var tabii ki… Made in ABD…

Şımarık çocuk Yunanistan, fırsat kollayan bir aktör olarak, Türkiye’nin karşılaşacağı herhangi bir zayıflıkta tüm gücüyle üzerine gelmeyi beklemektedir.

Dahası, her ne kadar Azerbaycan ile toplumsal ve kadim dostluklarımız bulunsa da, İsrail ile yürüttüğü stratejik ortaklıkları da göz ardı etmemek gerekir. Nitekim son 12 gün süren İran savaşında öne çıkan bazı söylemlerde, İsrail’in etkisinin ve yönlendirmesinin izleri görülmüştür. Öte yandan Pakistan da kendi tehditleri ve iç meseleleriyle meşgul olduğundan, Türkiye şu anda birçok konuda yalnız hareket etmek zorunda kalmaktadır.

Tüm bu kuşatılmışlık hali, bize tek bir gerçeği göstermektedir: Birlik olmadan güçlü olamayız. Türkiye, ana omurgayı oluşturan ‘milli birlik’ ihtiyacı kaçınılmaz noktadır. Bu omurga, siyasi farklılıkları tamamen ortadan kaldırarak milli çıkarlar söz konusu olduğunda ortak bir paydada buluşmak demektir. Siyasi partilerdeki kadro değişikliklerinden, devlet kadrolarındaki yeni aksiyoner değişikliklerin tamamı sadece “kişisel hesaplaşmalar” veya “iktidar içi kavgalar” gibi okumak, Türkiye’nin içine sürüklendiği bu stratejik tabloyu gözden kaçırmaktır. Bugün, kim olursa olsun, ister iktidarda ister muhalefette, Türkiye’nin milli çıkarlarını önceleyecek, içeride çatışmayı değil dayanışmayı büyütecek isimlere ihtiyaç vardır.

Türkiye, tarihi boyunca çok büyük kuşatmalardan geçti. Bu topraklar, düşmanların en çok hesap yaptığı coğrafya oldu. Ancak bu millet, her seferinde birlik olarak ayağa kalktı. Bugün de farklı değil. İçerideki çekişmeleri bir kenara bırakıp, ülkenin bekası için ortak bir milli şuur oluşturmak zorundayız. Çünkü içeride birlik olmadığımız sürece dışarıda varlık göstermemiz mümkün değildir.

Bugün kavga zamanı değil, gölgedeki büyük resmi görerek omuz omuza durma zamanıdır.

Yazarın Diğer Yazıları