Her gün Gazze’de yaşanan zulüm hakkında yeni haberler görüyoruz. Gazze, insanlığın tüm temel haklarının ihlal edildiği; açlığın, korkunun ve ölümün her köşeye sindiği bir yer haline geldi. Açlıktan ölen çocuklar, evsiz kalan aileler ve zulmün her türlüsünü yaşayan bu insanların acılarını hissetmemek mümkün mü?
Bugün İsrail’in attığı her adım zulme konu olmaktadır. Yaşananların uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi üzerindeki etkilerini tartışmak isterken dâhi, ilk akla ve kalbe gelenler insanlığın sessizliği ve yaşanan acı üzerinedir. Bugün İsrail’in yaptıklarına ses çıkarmayan uluslararası yapılar, devletler ve toplumlar yarın İsrail’i daha “cüretkâr” halde bulacaktır. Gazze’de çocuk, kadın ve yaşlı ayırt etmeksizin katliamlar yapan, insanları açlığa ve sefalete sürükleyen İsrail’in Ortadoğu’daki amacı ve Türkiye üzerindeki planları neler olabilir?
Suriye’de Esad rejimi sonrasında toprak bütünlüğü vurgusu yapılırken İsrail, Golan Tepeleri’ni işgal etmekte, Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef almaktadır. İsrail’in “içeriden istikrarı bozma” niyeti, son İran-İsrail savaşındaki söylemlerine de yansıdı. İran ile yaşanan kısa süreli savaşta İran halkını kışkırtmak için söylemlerde bulunan İsrail, yarın bu girişimlerini başka ülkelere de taşıyacaktır. İsrail’in içeriden istikrarı bozma ve etnik yapılar üzerinden kışkırtıcı faaliyetleri, Ortadoğu için büyük riskler taşımaktadır. Suriye’de Dürzilerin hamisi rolüne bürünmeye çalışan İsrail, Dürziler üzerinden yeni özerk yapılar oluşturma çabasındadır. Bu çaba etnik ve mezhepsel bölünmeleri derinleştireceği gibi bölgede istikrarın oluşmasını engelleyecektir. Dolayısıyla İsrail’in Suriye’deki adımları, sadece Suriye’yi ilgilendirmiyor; Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak’taki dengeleri etkiliyor.
Bölgemiz, farklı krizlere de açıktır. İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan, Tahran’daki su krizini gündeme getirmektedir. İran’daki su krizi sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bölgesel anlaşmazlıkların tetikleyicisi olma riskini taşımaktadır. Bu zaviyeden bakarsak; İsrail’in Golan Tepeleri’ne yönelik işgalinin ve Suriye’nin güneyindeki faaliyetlerinin sadece güvenlik odaklı olmadığını anlayabiliriz. Bu bölgeler verimlilik ve su açısından stratejik öneme sahiptir. İsrail, Golan Tepeleri ve Filistin bölgesinde kontrolü elinde tutarak stratejik derinlik sağlama amacındadır. Müttefik ağını da genişletmek isteyen İsrail, özellikle Suriye, Lübnan ve Irak’taki İran etkisini sınırlandırma gayreti içindedir.
Türkiye ise bölgede yalnızlaşmamalı. Suriye’de hem bölgesel hem küresel aktörlerle diyalog kanallarını mutlaka açık tutmalıdır. Doğu Akdeniz’de İsrail ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasında artan işbirliği ve Türkiye’nin enerji projelerinden dışlanması girişimleri, Türkiye için önemli bir rekabet alanı açmıştır. Bu yüzden Doğu Akdeniz’de de diplomatik ve ekonomik girişimler hızlandırılmalıdır. İsrail’in içeriden istikrarı bozma ve etnik kimlikler üzerinden yürüttüğü politikalar ile Ortadoğu’da etnik ve mezhepsel bölünmelerin teşvikiyle doğrudan mücadele edilmeli, sahada da istihbarat üstünlüğü sağlanmalıdır. Bir diğer nokta ise caydırıcılığın artırılmasıdır. Türkiye savunma sanayisinde önemli bir konuma yükseldi. Bu yükseliş hız kaybetmeden devam etmelidir. Bu süreçte hava-deniz müşterek caydırıcılığın sağlanmasının yanı sıra siber ve kritik alt yapıların korunması büyük bir öneme sahiptir.