enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Arapça isim Araplaştırır mı ?

07.02.2025
A+
A-

Ben giderek yaşadığımız ülkenin koca bir “ruh ve sinir hastalıkları hastanesi”ne döndüğünü düşünüyorum. Bu saatten sonra benim de ciddi ve akil kalmam bir hayli güç olacaktır diye tahmin ediyorum. Zira yıl olmuş 2025, hâlâ “Çocuğuma Arapça isim vermeyeyim de çocuğum Araplaşmasın” diyen insanlar var.

Sayın okurlar, yanlış anlaşılmasın ki ben de bu milletin bir ferdiyim ve Türk kültürünün gelişmesi ve yaygınlaşması hususunda hiçbir problemim yok fakat Türklükle İslam’ın ayrıştırılıp adeta yarıştırılması akıl izan alır gibi bir iş değil.

Peki… Farz-ı muhal, çocuğum oldu ve adını da Mustafa Kemal koydum. Bu mantığa göre bu ad Türkçe bir ad olmadığı için ben çocuğumu “Araplaştırmış” oluyorum. Ne yani, Mustafa Kemal Atatürk adı, Türkçe bir ad olmadığı için sözgelimi “şeriatçı” mı oluverdi? Umarım Mustafa Kemal Atatürk’ün adının Arapça olduğunu benden öğrenmiyorsunuzdur çünkü Atatürk’ün adındaki tek Türkçe kısım soy adıdır (ve yine umarım benden öğrenmiyorsunuzdur ki o da 1934’te, bayağı sonradan verildi).

Siz de benim gibi mantık aramaya çalışıyorsanız aramayın, yok çünkü. Zira bilinmesi gereken şey şudur ki verilen ismin etnik kökeninin durumla hiçbir ilgisi yoktur, aile çocuğu nasıl yetiştirirse çocuk da öyle olur. Eğer Türk gibi yetiştirilirse Türk olur, Arap gibi yetiştirilirse Arap, Avrupalı gibi yetiştirilirse Avrupalı olur. Asker diye yetiştirilirse asker, doktor diye yetiştirilirse doktor, bilim insanı diye yetiştirilirse bilim insanı, serseri diye yetiştirilirse serseri olur. Aslında bu kadar basit.

Hazır konu oradan açılmışken, 102 yılık Cumhuriyet tarihi boyunca 12 cumhurbaşkanımız (on üçüncüye senelerdir kimse muvaffak olamadı…) ve elli civarı başbakanımız oldu ve bunların çoğunun adları Arapça’dır. İnanmadınız mı? İsterseniz birlikte sayalım:

Örneğin Mustafa Kemal Arapça “seçilmiş” ve “olgun”, İsmet Arapça “günahsız”, Adnan Arapça “kalıcı”, Celal Arapça “büyüklük/öfke”, Cemal Arapça “güzellik”, Fahri Arapça “onursal/gönüllü”, Kenan İbranice Filistin bölgesine verilen bir yer ismi, Bülent Farsça “yüksek”, Süleyman İbranice “huzur”, Mesut Arapça “mutlu”, Ahmet Necdet Arapça “hamd edilen” ve “kahramanlık”, Devlet Arapça “güç/büyüklük”, Abdullah Arapça “Allah’ın kulu”, Recep Tayyip Arapça “heybetli” ve “temiz”, Muharrem Arapça “haram kılınan”, Ekrem Arapça “cömert”, Mansur Arapça “yardım gören” anlamlarına gelir. Buna karşın Turgut Özal, adı Türkçe kökenli olan tek cumhurbaşkanımızdır.

Görüldüğü gibi isimlerinin kökeninin bu siyasetçilerin siyaset tarzına bir etkisi olmadığı da fark ediliyor. Seksen yıldır kimse bu kişileri dışlayıp yabancılaşmayla, dejenerasyonla itham etmezken bu tartışma ise nedense “heybetli” “temiz” “er doğan” döneminde gündeme geliyor

Sevgili okurlar, biz Türklerin Orta Doğu’yla olan ilişkisi neredeyse bin yıla dayanıyor, Avrupa ile ise sekiz yüz yıl kadar, Batılılaşma dediğimiz süreç de neredeyse iki yüz elli yıldır devam ediyor. Bu bağlamda karşılaştırma yaparsak 800 yıldan sonra Fransızlaşmadıysak 1000 yıldan sonra da Araplaşmayız. Çünkü biz en az 1800 yıldır Türküz!

Fakat şöyle de bir gerçek var ki kimse kimseye on yıl sonra “سلام” ve “مرحبا” demez (ay doğru ya, “selam” ve “merhaba” da Arapçaydı!..) fakat şu an bile “selfie”, “gaslighting” gibi ifadeler dilimize giriyor. Taraf olmaya gerek yok, dilin ve kültürün başka dil ve kültürlerle ilişki içinde bulunmasından daha normal bir şey olamaz ve bu yüzden kimseyi suçlamaya da gerek yoktur. Önemli olan öz kültürü koruyabilmek veya bozmadan uyarlayabilmektir.


“Aruz sizin olsun, hece bizimdir,
Halkın söylediği Türkçe bizimdir,
‘Leyl’ sizin, ‘şeb’ sizin, ‘gece’ bizimdir,
Değildir bir mana üç ad’a muhtaç.”

Bu satırlar, Milli Edebiyat Dönemi’nin Türkçü şairlerinden Ziya Gökalp’in “Sanat” şiirinden alıntı bir kıta (pardon “dörtlük”*).

Canı pahasına Türkçe’yi ve Türkçe kökenli kelimeleri savunduğu şiirinde “hece” Arapça, “halk” Arapça, “manâ” Arapça, “muhtaç” Arapça ve “Ziya” Arapça kökenli kelimelerdir.

Bu paragraf da bu Araplaşma/yabancılaşma zırvasına dair son cümlelerimdir.

KÖŞE YAZISI: Mustafa İPEK

Yazarın Diğer Yazıları