Bugün size biraz kişisel bir pencereden seslenmek istiyorum. Çünkü 7-8 Temmuz 2026’da Ankara’da düzenlenecek ‘NATO Liderler Zirvesi’, benim için sadece bir diplomatik takvim maddesi değil, bu topraklarda doğup büyümüş biri olarak gurur ve heyecan içinde olmamı sağlıyor. Bunun yanında biraz tedirginlikte duymuyor değilim.
22 yıl… 2004’te İstanbul’da yapılan zirveden sonra ikinci kez ev sahipliği yapıyoruz. O zamanlar çok farklı bir Türkiye vardı, bugün çok farklı bir dünya var. Ama değişmeyen bir şey varsa o da coğrafyanın tam ortasında bulunan Türkiye’nin, ittifakların kaderini belirleme gücü. Ben buna “stratejik ağırlık” diyorum.
Zirve Neden Bu Kadar Önemli?
Biraz geriye gidelim. Soğuk savaş bittiğinde NATO’nun ne yapacağını kimse bilmiyordu. Sonra 11 Eylül, sonra Kafkaslar, sonra Ukrayna… Her kriz, ittifakı yeniden tanımladı. Ama şu an geldiğimiz noktada, NATO en büyük sınavını kendi içinde veriyor. Savunma harcamaları, enerji bağımlılığı, ABD-AB gerilimi ve en önemlisi “güney kanadı” dediğimiz ama aslında tam da bizim bahçemiz olan Akdeniz-Orta Doğu hattı en önemli başlıklar arasında.
Tam bu kaosun göbeğinde Türkiye, ev sahibi olarak masayı kuruyor. Bence bu bir tesadüf değil. Türkiye, son yıllarda Rusya ve Ukrayna ile konuşabilen, İsrail ve İran’a da kapısını kapatmayan, Karadeniz’de tahıl koridorundan Suriye’de ki ateşkeslere kadar her yerde parmağı olan bir aktör haline geldi. Artık köprüde değil, kavşakta duran bir ülke haline geldik. Bu kavşakta sadece geçişi değil, yönü de tayin ediyoruz.
Türkiye’ye Ne Getirecek?
Kendi adıma, bu zirvenin bize en büyük katkısının savunma sanayii olduğunu düşünüyorum. Yıllardır yerli SİHA’larımızla, uçak projelerimizle, deniz araçlarımızla haklı olarak övünüyoruz. İşte şimdi o ürünleri NATO vitrinine koyma şansımız var. Üstelik %5 savunma harcaması hedefi konuşulurken, Türkiye’nin ölçekli ve maliyet-etkin üretim kabiliyeti, ittifak için bir model olarak gösteriliyor. Bu, hem ihracat hem de teknoloji transferi demek. Bana sorarsanız bu, uzun yıllar sürecek bir kazanım anlamına geliyor.
Ama sadece maddi değil. Zirve, bize içeride birlik olma, dışarıda güçlü durma fırsatı veriyor. 2004’teki İstanbul Zirvesi’ni hatırlayanlar bilir, o günlerde Türkiye kendini daha çok “Batı’ya ait olmaya çalışan” bir ülke gibi hissediyordu. Bugün ise kendi ekseninde duran, ittifakın eşit ortağı olan bir Türkiye var. Bu değişim, bizim için en kıymetli kazanım.
Bölge Ne Kazanacak?
Karadeniz’deki denklem, Suriye’nin kuzeyindeki güvenlik koridoru, Ege’deki meseleler, Kıbrıs… Tüm bunlar zirvenin arka planında yatan başlıklar. Türkiye’nin NATO içindeki oyun kurucu rolü, bölgesel istikrarı doğrudan etkiliyor. Örneğin, Ukrayna savaşında Türkiye’nin arabulucu ve tahıl koridoru işletmeci rolü ittifak için hayatiydi. Eğer Ankara’da bu meseleler yeniden masaya yatırılırsa, sadece Türkiye değil, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve hatta Mısır da bundan kazançlı çıkar.
Ancak şunu da söylemek lazım: Zirve herkesi memnun edemez. İsrail-Filistin hattı, İran’ın nükleer yaklaşımı, ABD’nin iç siyaseti… Bunlar zirvenin pürüzlü yanları. Ama işte tam da bu yüzden ev sahibi olmak zor ve değerli. Zor, çünkü herkesin gözü üzerinde olacak. Değerli, çünkü sen sadece misafir değil, masanın sahibisin.
Endişelerim Ne?
Köşe yazısı samimiyet gerektirir. O halde söyleyeyim: Zirve hazırlıkları sırasında şehrin aldığı güvenlik önlemleri, bazı gösteri yasakları ve sivil alana getirilen kısıtlamalar, demokratik refleksler açısından hassas bir denge kurmamızı gerektiriyor. Ev sahipliği sadece masa ve sandalye organize etmek değil; aynı zamanda ifade özgürlüğü ile güvenlik arasındaki ince çizgiyi iyi yönetmek. Umarım bu konuda da başarılı oluruz.
Diğer endişem, iç siyasetin dış politikayı gölgelemesi. 2026 seçim atmosferinde, zirvenin bir prestij meselesine dönüşmesi riski var. Ama bence halkımız bu tip gösterilerden sıkıldı. Asıl mesele, somut çıktılar, daha iyi anlaşmalar, daha güçlü ortak projeler, daha adil yük paylaşımı.
Tarihi Kaçırmayalım
Bu zirve, benim gözümde, Türkiye’nin 21. yüzyıldaki yerini sağlamlaştıracağı bir fırsat. 70 yıldır NATO’nun en aktif üyelerinden biri olarak, artık sadece katkı sağlayan değil, rotayı çizen konumundayız. Ama bu potansiyeli gerçekleştirmek, masada dik durmak ve sahadaki caydırıcılığımızdan geçiyor.
Umarım, Ankara’da tarih yazmanın verdiği heyecanı hep birlikte yaşarız. Ve bu yazı, yıllar sonra okunduğunda, “İşte o zirvede her şey değişti” dedirtecek bir dönüm noktası olur.