Son günlerde bazı ünlü isimlere yönelik yürütülen soruşturmalar ve tutuklamalar, kamuoyunda haklı bir şaşkınlığa sebep oldu. Ancak tartışmayı yalnızca birkaç isim üzerinden yürütmek, asıl meseleyi ıskalamak olur. Çünkü bu tablo, bireysel hatalardan çok daha fazlasını anlatıyor.
Ortada ciddi bir sistem sorunu var. Bugün Türkiye’de şöhret, sorumluluktan bağımsız bir güce dönüşmüş durumda. Halkın ilgisi, alkışı ve parasıyla yükselen bazı figürler, aynı halka karşı kültürel ve ahlaki bir sorumluluk taşımadan hareket edebiliyor. Üstelik bu sorumsuzluk, medya aracılığıyla “özgürlük”, “sanat” ya da “kişisel tercih” başlıkları altında normalleştiriliyor.
Oysa bir toplumda görünür olan her davranış, özellikle de gençler açısından, sadece bir tercih değil, bir mesajdır.
Kendi Kültürümüzü Ne Kadar Taşıyoruz?
Kültür, bir toplumun hafızasıdır. Bugün bu hafıza hızla siliniyor. Yerine, bize ait olmayan yaşam biçimleri, bize ait olmayan alışkanlıklar ikame ediliyor. Kökünden koparılan her kültür, rüzgâra açık hale gelir.
Modernleşme adı altında sunulan bu kültürel ithalat, özgürlükle sorumsuzluğu birbirine karıştırıyor. Uyuşturucu, ölçüsüzlük ve sınır tanımazlık, bireysel “deneyim” gibi gösteriliyor. Oysa bu, gençlerin zihin dünyasında derin yaralar açan bir kültürel aşınmadır.
Medya İle Neyi Ödüllendiriyoruz?
Medya bugün, topluma yön veren en güçlü araçlardan biri. Ne yazık ki bu güç, çoğu zaman yanlış kullanılıyor. Değer üreten değil, skandal üreten ön plana çıkarılıyor. Fayda değil, tıklanma; kalite değil, gürültü ödüllendiriliyor.
Sonra aynı medya, dönüp “gençlik nereye gidiyor?” diye soruyor. Oysa cevap ortada:
Neyi parlatırsan, toplum onu örnek alır.
Gençlere Hangi Yolu Gösteriyoruz?
Gençler hayatı yaşayarak öğrenir. Ancak önlerine konulan örnekler yanlışsa, öğrenilen de yanlış olur. Başarı, emekle değil kısa yolla; saygınlık, ahlakla değil görünürlükle ölçülmeye başlandığında, ortaya sağlıklı bireyler çıkmaz.
Bugün birçok genç, yanlış deneyimleri “hayatın gerçeği” sanıyor. Çünkü başka bir model görmüyor. Üreten, düşünen, ahlaklı insanların hikâyeleri görünmez kılınırken, gürültülü hayatlar sahneye taşınıyor.
Bilgi Var, Yön Yok
Eğitim sistemimiz diploma veriyor ama istikamet göstermiyor. Akademik bilgi aktarılıyor, fakat karakter inşası ihmal ediliyor. Eleştirel düşünce öğretilmeden, doğru ile yanlışı ayırt etmesi beklenen bir gençlik yetiştiriliyor.
Bilgi tek başına yetmez. Bilgiyi doğru yere koyacak bir ahlaki pusula gerekir. Bugün eksik olan da tam olarak budur. Yaşadığımız şey, yalnızca bir ahlak tartışması değil; bir yön kaybıdır. Toplumun pusulası bozulmuştur
Bu tabloyu yasaklarla, linç kültürüyle ya da geçici tepkilerle düzeltemeyiz. Kalıcı çözüm; kültürü, medyayı, deneyimi ve eğitimi aynı anda onarmaktan geçer. Aksi halde bugün konuşulan isimler unutulur, yarın yenileri çıkar. Bugün birkaç ismin tutuklanmasını konuşuyoruz. Yarın başka isimleri konuşacağız. Çünkü sistem değişmedikçe, vitrin değişir; vitrin değiştikçe aynı yanlışlar yeniden üretilir.
Toplum olarak artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var. Yanlış rol modelleri alkışlayan, onları zenginleştiren ve denetlemeyen bir düzen, masum değildir. Bu düzen, sonuçlarından da sorumludur.