Vazgeçtim bütün iddialarımdan. İnsanoğlunun bu dünyada iyilik mertebesine ulaşacağını savunduğum bütün sanrılarımdan vazgeçtim.
Dünyanın kötülüğüyle yarışmaktayız hepimiz. Kılıçlarımızı çekmiş, birbirimize sallamaktayız. Kendi gölgemize dahi düşman, kendimizi sevmekten aciziz.
Anladım ki bugün sustuğum, göz ardı ettiğim, önemsemediğim, hassas kalmış yanlarımı pervasızlaştırdığım her konu, her düşünce, inandığım bütün inançların değeri kalmamış artık bende. Hesap etmedim ama savunma mekanizmamın ayarları bozulalı çok zaman olmuş. Gitmiyorum hiçbir doğrunun peşinden gözü kapalı. Bulmuyorum kendimi hiçbir kör döğüşünün içinde artık. Düşmüyorum zihnimin kurduğu oyunların tezgahına. Unutuyorum! Unutmanın kendine has cazibesinin tadını çıkararak. Susmayı öğrendiğimden beri konuşmuyorum da. Savunmuyorum fütursuzca hiçbir mecliste hiçbir görüşü. Sizinki doğrudur diyorum. Sizin ilkeleriniz en temizi. Sizsiniz toplumun sancaktarlığını yapan. Evet, sizler de önder olmalısınız. Doğru diyorsunuz, bu karanlık düşünceleri ak diye gösterenler, sizin akilleriniz.
Beni sormayın! Hiçliğin bataklığında kulaç atma gayretinde olan asalak bir adamdan fazlası değilim. Siz çok yücesiniz (!) Ve ben makamınıza erişemedim. Dünyanıza da ait değilim.
Dedim ya, vazgeçmişim iddialarımdan. Sükutun güzelliği açmış kapılarını bana sonuna kadar. Huzurun tanrıçası da orada! Dünyaya aidiyet hissetmeyenlerin buluşma noktası diyorlar buraya. Bugün konuşmaya küstüğüm her şeyi için, düşünüyorum da zamanında nasıl mücadele etmişim. Nasıl bağırmışım boğazım patlayıncaya… İnanmamışlar, dinlememiş hatta duymamışlar! Yüzümü kendime döndüğümden beri, çığlığım hep kendi mağarama… Duvarlarına çizdiğim resimler, yazdığım şiirler hep kendime! Kendime sarılmanın vakti geçmiş biliyorum. İçimde bu zamana dek ötelediğim o çocuk, büyümüş hesap soruyor şimdi bana. Mahçup bir baba edasıyla düşüyor omuzlarım karşısında. Sessizlik kılıçtan geçiyor huzurun makamında. Olmaz denilen, oluyor bazen. Ölmez denilen, ölüyor. İçimdeki güller birer birer yapraklarını döküyor avuçlarıma. Dikenleri ok olmuş, sineme saplanıyor. Bağırasım gelmiyor.
Bülbül gibi şakıyan gönlümü kama yardımıyla parçalıyorum sonra. Kendime gücüm yetmiyor, heyhat! Her çarpıntı da yeni bir heyecan. Her heyecan da yeni bir yara… Her yara da bir ağıt daha mihman oluyor dilime. Vazgeçişlerimin listesi kabarıyor böylelikle.