Türk birliği uzun yıllar boyunca romantik bir ideal olarak anlatıldı. Kimi zaman bir hayal, kimi zaman uzak bir hedef gibi gösterildi. Oysa bugün gelinen noktada Türk birliği, çağın şartlarının önümüze koyduğu tarihî bir sorumluluk hâline gelmiş durumda.
Dünya yeni bir güç dengesi kuruyor. Artık tek tek devletlerin ağırlığı azalırken, birlikte hareket eden yapılar belirleyici oluyor. Avrupa ülkeleri, geçmişte yaşadıkları derin ayrılıklara rağmen ortak bir gelecek inşa etmeyi başardı. Aynı dili konuşan, aynı tarihten beslenen Türk topluluklarının ise hâlâ birbirine vizeyle ulaşması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir çelişki olarak karşımızda duruyor.
Gerçek birlik, öncelikle insanın hayatına dokunur. Sınırlar kâğıt üzerinde kalmadıkça, birlik hissi de toplumlara yerleşmez. Türk dünyasında vize engelleri sürdükçe, birlik fikri zihinlerde soyut bir temenni olarak kalmaya mahkûm olur. Oysa gençlerin rahatça seyahat edebildiği, birbirini tanıyabildiği bir coğrafya, ortak geleceğin temelini oluşturur.
Türk dünyası, Orta Asya’dan Anadolu’ya, Kafkaslardan Balkanlar’a uzanan büyük bir medeniyet havzasıdır. Bu geniş coğrafyanın asıl gücü, sahip olduğu doğal kaynaklardan ya da stratejik konumundan çok, ortak hafızasında saklıdır. Ancak bu hafıza, genç kuşaklara aktarılmadığı sürece zamanla zayıflar. Bu nedenle ortak gençlik programları, kültürel geziler ve tarih temelli buluşmalar hayati bir rol üstlenir.
Semerkant’ı, Buhara’yı, Bakü’yü, İstanbul’u birlikte gezen gençler, aynı geçmişin farklı coğrafyalardaki izlerini kendi gözleriyle gördükleri zaman aralarında doğal bir bağ oluşur. Kitaplardan öğrenilen tarih, yerinde yaşandığında anlam kazanır. İşte bu temas, birlik fikrini slogandan çıkarıp gerçek bir bilinç hâline getirir.
Türk devletleri arasında kurulacak ilişki, rekabetten çok tamamlayıcılık üzerine inşa edilmelidir. Enerji, sanayi, eğitim ve kültür alanlarında atılacak ortak adımlar, Türk birliğini masa başı kararlarından günlük hayatın parçası hâline getirir. Aksi durumda birlik söylemi, zirve fotoğraflarının ötesine geçemez.
Bugün sorulması gereken soru açıktır. Türk birliği yalnızca konuşulan bir hedef mi olacak, yoksa adım adım inşa edilen bir gelecek mi? Çünkü birlik, kararlı irade kadar sabır da ister. Gençleri birbirine yaklaştırmadan, ortak hafızayı canlı tutmadan kurulan her yapı eksik kalır.
Tarih bize şunu açıkça gösteriyor ki, birlik kurabilen milletler yön verir, parçalananlar ise yönlendirilir. Türk milleti, tarih boyunca yön veren bir özne olmuştur. Bu rolü yeniden üstlenmek için yüzümüzü birbirimize dönmekten başka bir seçeneğimiz yok.
Türk birliği bir çağrıdır. Bu çağrıya cevap vermek, bugünün olduğu kadar yarının da meselesidir.