enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

İki Devlet Tek Millet Romantizminizi Bitirecek Gerçekler!

14.10.2026
A+
A-

Yıllardır bas bas bağırıyoruz. Meydanlarda, ekranlarda, yazılarımızda romantik bir “Bir millet, iki devlet” sloganının arkasına sığınanlara anlatmaya çalıştık. Uluslararası ilişkilerde duygusallık olmaz, çıkar ağları ve stratejik ittifaklar olur. Ama içimizdeki o milliyetçi damar, tırnak içinde söylersek o romantik Avrasyacılar ve hülyalı Türk dünyası sevdalıları gerçeğe gözlerini kapamayı seçti. “Azerbaycan bizim can kardeşimizdir, Türk devletidir” diyerek kendilerini avuttular.

Bugün gelinen noktada örtü kalktı, kral çıplak! Maskeler düştü ve yıllardır kurulan o pembe hülyaların yerini, soğuk ve acımasız jeopolitik gerçekler aldı.Son günlerde Ankara ile Bakü arasında su yüzüne çıkan gerilim, anlık bir anlaşmazlık ya da küçük bir diplomatik kriz değil. Bu, sistemik bir uyuşmazlığın, yıllardır halı altına süpürülen stratejik bir eksen kaymasının kaçınılmaz infazıdır.

Peki neydi o yıllardır görmezden gelinen gerçek?

Azerbaycan, İsrail’in Kafkasya’daki en kritik müttefikidir. Bakın, MÜTTEFİKİDİR diyorum, geçici bir iş ortağı değil. Bakü yönetimi hiçbir zaman Ankara’nın vizyonuyla tam anlaşıp aynı çizgide buluşmadı, buluşamazdı da. Çünkü Bakü’nün stratejik, askeri, istihbari ve finansal kalbi çoktan Tel Aviv’e, dolayısıyla Washington’a bağlanmıştı.

Hatırlayın, Orta Doğu’da kartlar yeniden dağıtılırken Gazze’de soykırım ve insani dramlar yaşanırken Türkiye bölgesel ve küresel ölçekte İsrail’e karşı sert sert duruşlar sergilemeye çalıştı. Ticaret kısıtlamaları, diplomatik yaptırımlar ve nihayetinde İsrail’in can damarı olan enerji hatlarının kesilmesi gündeme geldi.

İşte tam o noktada samimiyet testi başladı.Türkiye, Ceyhan üzerinden İsrail’e giden petrol vanalarını tam manasıyla kapatmak, bu kanlı enerji akışını kesmek istediğinde masaya kim oturdu? Bakü!

Azerbaycan devleti (SOCAR) ve İlham Aliyev yönetimi, Türkiye’nin bu yönelimine ısrarla ve net bir dille karşı çıktı. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı üzerinden akan Azeri petrolü, İsrail’in savaş makinesinin ve askeri uçaklarının yakıt ihtiyacının neredeyse %40’ını karşılıyorken Bakü, “Uluslararası ticaret anlaşmaları var, tahkim şartları var” bahanesine sığındı.

Soruyorum size: Hangi kardeşlik, bir diğer kardeşin stratejik güvenliğini ve insani duruşunu Tel Aviv’in petrol depolarına kurban eder? Geçmişte kağıt üzerinde giden sevkiyatları İtalya ya da üçüncü taraf şirketler üzerinden fason kılıflarla maskelemeye çalışan Bakü akıl danışmanları, bugün artık o maskeyi de takma gereği duymuyor. İsrail ordusunun lojistik omurgasını besleyen Azerbaycan petrolü, Türkiye’nin tüm diplomatik baskılarına rağmen İsrail’e akmaya devam etti. Neden mi?

Çünkü Azerbaycan İsrail’in sözünden, yörüngesinden çıkabilecek bir devlet değil, hiçbir zaman da olmadı. İçimizdeki yerli ve milli retorikçiler bunu neden göremedi? Neden yıllarca bu illüzyonun peşinden koştular? Çünkü Türkiye’de dış politika analizleri maalesef analitik akılla yapılmak yerine Türkçülük/Turancılık romantizmiyle yapıldı.

Karabağ Zaferi sırasında İsrail yapımı Harop ve Bayraktar İHA’larının yan yana uçması, bizim saf milliyetçilerimize “Bakın işte Türk’ün gücü” diye sunuldu. Oysa o madalyonun arkasında Mossad’ın Bakü’deki karargahı, İran’a karşı konuşlandırılan İsrail dinleme istasyonları ve İsrail’e verilen milyarlarca dolarlık silah ihalesi vardı.

Bakü yönetimi için Türkiye, Ermenistan tehdidine karşı meşruiyet sağlayan, Karabağ’ı geri alırken sahada ve masada kalkan olan, Batı nezdinde arkalanabileceği bir ağabeydi. Ancak Karabağ meselesi çözülüp Azerbaycan toprak bütünlüğünü sağladıktan sonra o ihtiyaç bitti.

Şakşakçılarımızın göremediği detay şuydu: Bakü için Türkiye bir stratejik zorunluluktu ama İsrail bir varoluşsal müttefik. İsrail, Bakü’ye sadece silah satmadı, Washington’daki Yahudi lobileri üzerinden Aliyev rejiminin Batı’daki dokunulmazlığını sağladı. Karşılığında ise Hazar’ın kıyısında İran’ın burnunun dibinde konuşlanma hakkı ve kesintisiz petrol garantisi aldı.

Azerbaycan’ın amacı çok açık: Kafkasya’nın İsrail’i/Singapur’u olmak! Aliyev yönetimi, kendisini Ankara’nın neo-Osmanlıcı ya da küresel Güney eksenli vizyonuna entegre etmek istemiyor. Bakü, İsrail, İngiltere ve küresel sermaye ile ördüğü üçgeni koruma derdinde.

Ankara, ‘Siyonist küresel çeteye dur diyelim’ dedikçe Bakü, ‘Biz küresel sermayenin ve İsrail’in Kafkasya’daki enerji santraliyiz’ yanıtını veriyor. Zengezur Koridoru meselesinde bile Bakü’nün ajandasıyla Ankara’nınki birebir aynı değildi.

Ankara Türk dünyası ile karasal entegrasyonu düşlüyordu ama Bakü, Çin-İsrail-Batı hattındaki ticaret yollarını kontrol edip komisyon toplama ve bölgesel gücünü konsolide etme peşindeydi.

Şimdi gelelim esas soruya: Türkiye’nin vizyonu karşısında Azerbaycan nerede konumlanacak ve bu ilişkilerin geleceği ne olacak?Türkiye, 21. yüzyılda kendi bağımsız jeopolitik eksenini kurmaya çalışan, bölgesel hegemonyasını küresel aktörlerle pazarlık konusu yapan bir güç konumunda.

Bu vizyonda, sınırlarında ve hinterlandında Tel Aviv kontrolünde bir “uydu devlet” yapısına müsamaha gösterilmesi mümkün değil. Önümüzdeki dönemde bizi bekleyen senaryolar net! “İki devlet bir millet” masalı diplomasi çöplüğüne atılacak. İlişkiler tıpkı Türkiye-Yunanistan veya Türkiye-Mısır ilişkilerinde olduğu gibi çıkar odaklı, soğuk ve mesafeli bir zemine oturacaktır.

Türkiye, kendi toprakları üzerindeki Ceyhan vanası kozunu Bakü’ye karşı daha sert bir şantaj/pazarlık unsuru yapabilir. “Benim limanımı, benim toprağımı İsrail’i beslemek için kullanamazsınız” resti çekildiği an, Bakü-Ankara gerilimi kırılma noktasına ulaşacaktır.

Türkiye, Bakü’nün bu tam bağımlı İsrail müttefikliğini dengelemek adına bölgede Gürcistan ve hatta normale dönecek bir Ermenistan ilişkisi üzerinden yeni bir denge arayışına girebilir.

Anlatmaktan dilimizde tüy bitti ama tarih sonunda haklılığımızı tescilledi. Azerbaycan hiçbir zaman Türkiye ile aynı idealist çizgide buluşmadı. Bakü’nün yönü Mekke de olmadı, Ötüken de… Bakü’nün pusulası her zaman Tel Aviv’i ve Wall Street’i gösteriyordu. İçimizdeki romantik milliyetçiler uykudan uyanır mı bilinmez ama devlet aklı için uyanış çoktan başladı.

Kardeşlik ninnileriyle uyutulma devri kapandı. Şimdi herkes kendi safına göre kartlarını açıyor. Türkiye kendi cihanşümul vizyonunu çizerken yanı başında İsrail’in truva atlığını yapanlara KARDEŞİM demeyi bırakmak zorunda… Görünen köy kılavuz istemez zira ciddi bir yol ayrımındayız.

Yazarın Diğer Yazıları