Geçenlerde eski gazetelerin arşivine daldım, karşıma öyle bir şey çıktı ki… 31 Temmuz 1965’te İngiliz televizyonlarında sigara reklamları yasaklanmış. Bundan tam dört yıl sonra, 31 Temmuz 1969’da ise Türkiye Emniyet Müdürlüğü birayı alkollü içki saymamaya karar vermiş. Aynı gün, aynı tarih, bambaşka bir kafa yapısı…
İngilizler “Bu meret insanı öldürüyor, ekranlardan çekin” demiş. Bizimkiler ise “Bira sanayimiz gelişsin, kağıt üstünde alkollü saymayalım” demiş. Yani bir tarafta toplum sağlığı, diğer tarafta ekonomi. Tercih ortada.
Bu hikâyeyi neden mi anlattım? Çünkü aradan 57 yıl geçmiş, kafalar pek değişmemiş gibi görünüyor. Ama işin ilginci, son bir yıldır ciddi bir kıpırdanma var. Yıllardır “yapıyoruz ediyoruz” denilen şeyler nihayet somut adımlara dönüşmeye başlamış. Gelin, son dönemde olan bitene bir bakalım.
Önce bir durum tespiti yapalım:
Türkiye sigara konusunda dünya çapında bir ün sahibi olmuş durumda. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun açıklamasına göre yaklaşık her 3 kişiden 1’i sigara içiyor. Kişi başına düşen günlük ortalama sigara tüketiminde 17,1 adetle dünya birincisiyiz. Geçen yıl yaklaşık 8 milyar paket sigara satılmış. Düşünün, yeni doğan bebekler dahil ülkedeki herkes sanki 100 paket sigara içmiş gibi bir tablo bu.
Peki ya alkol? İşte orada durum tam tersi. Yeşilay’ın araştırmasına göre 15 yaş üstü nüfusun sadece %20,8’i hayatında en az bir kez alkol kullanmış. OECD ortalamalarına baktığınızda Türkiye sigarada ortalamanın çok üstünde, alkolde ise en düşükler arasında. Yani bizim toplum olarak bağımlılık profilimiz epey tuhaf bir yerde duruyor.
Gelelim son dönemdeki somut adımlara. Sağlık Bakanı Memişoğlu birkaç hafta önce çok net bir şey söyledi: “Esas kanunumuzun hazırlığındaki en temel husus, sigarayı görünür olmaktan çıkartmak.”
Ne demek bu? Marketlerde kasanın arkasında sıralanan sigara paketleri artık görünmeyecek. Parklarda, bahçelerde, çocuk oyun alanlarında içmek yasaklanacak. Kafe ve restoranlarda sigara içilen bölmelerde yiyecek servisi bile yapılamayacak. Ve en çarpıcısı: sigara satın alırken kimlik göstermek zorunda kalacaksınız. Yaş doğrulaması için T.C. kimlik numaranızla kontrol edileceksiniz.
Bakan bu düzenlemenin birkaç hafta içinde Meclis’e sunulacağını söylüyor. Yani artık lafta değil, icraatta bir dönem başlıyor gibi görünüyor. 18 yaş altına sigara satışı zaten yasaktı ama kaç satıcı gerçekten soruyordu? Şimdi sistem seni zorlayacak.
Alkol tarafında ise bambaşka bir hikâye var…
Haziran 2026’da yürürlüğe giren yeni düzenlemelerle alkol reklamı ve görünürlüğü konusunda ciddi sınırlamalar geldi. Oteller, restoranlar, barlar artık alkol markalarının logolarını müşterinin göreceği şekilde sergileyemeyecek. Vitrinlerde, bar tezgahlarında, cephelerde marka görseli koymak yasak. Sponsorluk da yasaklandı.
Bir de saat kısıtlaması var: akşam 22:00 ile sabah 06:00 arasında perakende alkol satışı yapılamıyor. Bu yasağa uymayanlara 616 bin liradan başlayıp 3 milyon liraya kadar varan idari para cezaları uygulanıyor. Üstelik üçüncü ihlalde satış belgesi tamamen iptal ediliyor.
Peki bu düzenlemeler işe yarıyor mu? İlginç bir veri var elimizde: 2026’nın ilk yarısında bira satışları geçen yılın aynı dönemine göre %12,4 düşmüş. Tam 67,8 milyon litre daha az bira satılmış. Ama aynı dönemde viski satışları %11,6 artmış, iki yıllık artış %28’i bulmuş. Yani toplam tüketim azalıyor gibi görünse de içen kesim daha pahalı ve daha sert içkilere yönelmiş. Bu da bize gösteriyor ki düzenlemeler davranışı tamamen değiştirmiyor, sadece şeklini değiştiriyor.
Peki asıl sorun ne?
Yazının başında bahsettiğim 1969 kararına geri dönelim. O karar aslında bugünün özeti gibi. “Bira alkollü içki değildir” diyen zihniyet, “sigara görünmesin ama vergisini de eksik almayalım” diyen zihniyetle aynı. Bir yandan sağlık, diğer yandan ekonomi. İkisi arasında sıkışıp kalıyoruz.
Son dönemde atılan adımlar gerçekten önemli. Sigaranın görünmez kılınması, kimlik kontrolü, alkol reklamlarının yasaklanması… Bunlar yıllardır konuşulan ama bir türlü hayata geçirilemeyen şeylerdi. Şimdi nihayet somutlaşıyorlar.
Ama unutmayalım ki asıl mesele, 1969’daki o kararı alan kafayı değiştirmek. Yani “içki içen dertlidir, sigara içen havalıdır” algısını besleyen zihniyeti. Gençlerimize “büyükler içer, sen içme” demek yerine, kendi davranışımızı değiştirmek. “Biz yaptık, siz yapmayın” demenin hiçbir inandırıcılığı yok, bunu hepimiz biliyoruz.
Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre bağımlılıkların Türkiye’ye yıllık maliyeti 78 milyar dolar. Sadece sigaranın payı 24 milyar dolar. Bu parayla neler yapılabileceğini düşünmek bile can sıkıcı. Ama mesele sadece para değil. Mesele, her gün onlarca insanımızı kaybetmemiz. Mesele, çocuklarımızın 13-14 yaşında bu merete başlaması.
1965’te İngiltere sigara reklamlarını yasakladığında belki kendi sanayisine zarar verdi. Ama bugün dünyada sigara tüketiminde bizimle yarışan ülkelerin çoğu o yolu seçti. Biz ise hâlâ 1969 kafasıyla “ama ekonomi” diyoruz. Neyse ki son dönemde bu kafa biraz olsun değişmeye başladı gibi görünüyor. Umarım geç kalmış sayılmayız.