enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Ümmetin Stratejik Akıl İnşası

09.10.2026
A+
A-

Küresel fesat çağında vahiy ve akıl istikametinde stratejik aklın inşası, en önemli önceliklerimizden birisidir.

İslam dünyasının ve genel anlamda insanlığın karşı karşıya kaldığı derin krizler, artık muhafazakar bir savunmacılıkla, geçici duygusal tepkilerle ya da salt reaksiyoner söylemlerle aşılamayacak bir boyuta ulaşmıştır. Küresel ifsadın; toplumsal, ahlaki, siyasi, iktisadi ve ekolojik boyutlarıyla kurumsallaştığı ve bireysel hayattan küresel yapılara kadar her alana nüfuz ettiği bir çağda yaşamaktayız. Böylesi bir vasatta, vahyin rehberliğinde ve aklın metodolojik süzgecinde inşa edilecek bir stratejik akıl, İslam ümmeti için temenni edilen bir lüks değil, varoluşsal bir zorunluluktur. ​Bu stratejik aklın ve onu sahada inşa edecek ana sutûnlara dikkat çekmemiz ,mevcut konuya açıklık getirecektir.

​Birinci olarak, küresel siyasayı ve çağın mantığını doğru okumak yer almaktadır. ​Stratejik akıl, romantik hülyalarla değil, ayağı yere basan realist bir durum tespitiyle başlar. Mevcut dünya düzenini, onun kurucu unsurlarını ve güç dinamiklerini doğru analiz edemeyen bir liderlik anlayışının ümmete yön vermesi mümkün değildir.

Çağdaş dünya siyasetinin güç dengelerini, uluslararası kurumların arka planındaki işleyişi, dijital ve teknolojik tahakküm biçimlerini, küresel finansal hegemonyayı tüm çıplaklığıyla kavramak gerekir. Burada resmiyette görülen ve topraklı görünen yaklaşık iki yüz devletin ötesinde var olan görünmeyen devletlerin son derece net bir şekilde açıklığa kavuşturulması gerekir . Asıl yönetici gücün bu görülmeyen devletlerde olduğu gerçeğinden hareket edilerek, gerçekçi ve ayağı yere basan sistematik bir stratejik akıl geliştirmek gerekiyor .Küresel ifsadın ama aktörlerinin hamlelerine sadece “tepki vermek, ” pasif ve edilgen konumda bocalamayı beraberinde getirmektedir.Kendi gündemini belirleyen, olayları öngören ve krizler patlak vermeden müdahale alanları oluşturan proaktif bir siyaset anlayışını yürütebilecek ümmetin derin beyin kadroları oluşturulmalıdır.

​İfsadın mahiyetini ve bütüncüllüğünü kavramak ve bütüncü bir cevap vermek zorundayız. Küresel ifsat hareketi sadece askeri işgallerden ibaret değildir. Asıl tahribat bilgi üretimi, algı yönetimi, popüler kültür, finansal bağımlılıklar ve insan doğasını hedef alan biyopolitik müdahaleler üzerinden yürütülmektedir. Dolayısıyla mücadele araçları da tek boyutlu olamaz; bilgi, medya, akademi, teknoloji ve ekonomi alanlarını kapsayacak şekilde çeşitlendirilmesi gerekir.

​İkinci çok önemli bir nokta, Hz peygamberin siyer mücadelesinin stratejik boyutunu merkeze almaktır
​Hz. Peygamber’in (s.a.v.) siyer-i seniyyesi, sadece duygusal ve tarihsel bir anlatı değil; değişken şartlar altında değişmeyen ilahi ilkeleri hayata uygulama metodolojisidir. Siyer, stratejik aklın en somut tarihsel ve ameli rehberidir.
Zihinsel, ahlaki ve insani altyapı inşa edilmeden elde edilen güçler kalıcı olamaz. Mekke dönemi; sahih bir inanç, değer merkezli bir kimlik ve nitelikli bir insan unsurunun yetiştirilme aşamasıdır. Aşamalılık ilkesi göz ardı edilerek atılan erken adımlar, uzun vadeli yıkımlara yol açar.

​ Hz. Peygamber’in Medine öncesi ve sonrasındaki hamleleri üstün bir stratejik zekayı yansıtır. Habeşistan Hicreti, güç merkezlerini çeşitleyen stratejik bir kapı ve ara açılımdır. Akabe Biatları toplumsal zemini hazırlamış; Medine Sözleşmesi ise farklı unsurlarla ortak bir adalet zemininde bir arada yaşama becerisini göstermiştir.

​Hendek Savaşı’nda, Arap geleneğinde olmayan İran menşeili bir savunma taktiğinin (hendek kazma) kabul edilmesi, hakikatin ve hikmetin nerede bulunursa alınacağının kanıtıdır. Hudeybiye Antlaşması’nda ise görünüşte aleyhte olan şartlar, stratejik bir geri çekilmeyle büyük bir zafere dönüştürülmüştür. Bütün bu süreçler, ilahi vahye sarsılmaz bir şekilde dayanırken, insani aklı, tecrübeyi ve imkânları en üst düzeyde seferber etmenin somut örnekleridir.

​Bir diğer önemli nokta da, vahiy ve akıl dengesini kurmaktır.​Ümmetin stratejik aklının omurgası, Vahyin rehberliği ile Aklın metodolojisini sentezlemektir. Vahiy, ulaşılmak istenen nihai gayeyi, ahlaki sınırları ve adalet ilkelerini (ilahi pusulayı) belirler. Akıl ise bu ilkelere ulaşmak için gerekli araçları, yöntemleri, zamana uygun stratejileri ve kurumsal mekanizmaları geliştirir.
​Vahyi göz ardı eden bir akıl, ahlaki meşruiyetini kaybederek küresel ifsadın bir parçasına dönüşme riski taşır. Aklı ve yöntemi ihmal eden bir yaklaşım ise, en ulvi gayelere sahip olsa bile basiretsizlik ve taktik yetersizlik yüzünden başarısızlığa mahkûm olur.

​Sonuç olarak, Ümmetin ihtiyaç duyduğu çıkış yolu, çağı doğru okuyan, Siyer’in stratejik derinliğini güncel krizlere uyarlayan ve vahiy ile aklı hiyerarşik bir bütünlük içinde sentezleyen bu stratejik Akıl ile mümkündür. Ancak bu akıl sahaya yansıtıldığında, küresel ifsat karşısında edilgen bir nesne olmaktan çıkıp, insanlığa adalet ve huzur vaat eden etkin bir temsiliyete giden yolların taşları böyle döşenebilir.

Yazarın Diğer Yazıları