Türlü türlü hengamelerle geçen bir haftanın sonunda, keyifle yapılmış bir kahvaltının ardından tam da hafta sonu psikolojisiyle kendime vakit ayırma ve belki bir iki kelam yazı yazma düşüncesiyle başına oturduğum bilgisayarımdan hem biraz nazlı hem biraz sitemkâr bir sesle kalktım: “Anne parka gitmeyecek miyiz?” Bütün bir haftayı kendi iradesinde başarıyla tamamlamış ve parka gitmeyi hak kazanmış olan evlatlarıma “Tabii ki” diyerek cevap verdim. Orada yine acı bir gerçekle yüz yüze geleceğim ihtimalini düşünmeden hem de.
Meğer yeni bir park inşa edilmiş, benim nefsime hitap etmediği için dikkatimden kaçmış. Oysa çocuk için öyle mi? Neyse kalktık yola düştük ve yeni parkı keşfettik. Doğru! Gerçekten fazlasıyla keyifli vakit geçirilebilecek nitelikte bir park inşa etmişler. Öyle ki gördüğümde ben dahi yetişkinliğe kısa bir mola vermek istedim. Yamaca kurulmuş uzunca bir parkur… Tepeye sağ selamet çıkan oradaki kaydıraktan aşağı kaymaya hak kazanıyor.
Kimisi henüz adım atmaya başlamış olmasına rağmen fazlaca hırslı fazlaca keyifli çocukları görmeliydiniz; o küçücük ayaklarıyla oraya ulaşmak için verdikleri mücadele gerçekten takdire şayan ki… Gelelim kırılma noktasına! Binbir güçlükle tepeye vardığınızda önünüze spiral şeklinde yerden 3 metre yükseklikte demir parmaklık şeklinde bir koridor çıkıyor. O koridordan geçebilirseniz artık kaydırağa binebilmek için son adımı tamamlamış oluyorsunuz. Oraya bin bir hevesle çıkıp o koridoru görünce geri vazgeçeni mi ararsınız, yarısına bile gelemeden geri döneni mi ararsınız, annesini babasını ağlayarak yanına çağıranı mı ararsınız!.. Kısaca oradaki keşmekeşi, kargaşayı, yaşanan üzüntüleri, gözyaşlarını hayal kırıklıklarını gördüğümde aklıma direkt ülkenin eğitim sistemi geldi. Hem içim parçalandı hem de çok büyük üzüntü yaşadım.
Hayatımız boyunca aslında o parkurları kaç kere çıktık kaç kere indik. Yapabileceğimize olan inancımız, yapamayacağımıza olan inancımıza oranla hep daha düşüktü. Aslında nerelerden geri döndük ya da döndürüldük. Zaten insan olma mücadelesi içinde olan çocukluğumuz, bir de ilim irfan yolunda ağırlaşan bir yüke dönüştü. Yanlış anlaşılmasın! İlim yük değil sistem yüktü. Hala da çocuklarımızın omuzlarını yere eğmeye devam eden bir yük olmaya devam ediyor. Bazen diyorum ki nedir bu kadar içinden çıkılamayan? Bu sistemin yaratıcıları sistemi hangi amaca hizmet etmek maksadıyla kurmuşlar diye düşünmekten de alıkoyamıyorum kendimi. İlim irfan öğrenme yolunda atılan adımlar, ilim irfan dışında birçok farklı kapıya çıkar olmuş. Peki kimin çıkarları uğruna eğitim sistemi denen safsatanın adına bu çocukların hayatları heba ediliyor?
Bu eğreti sistemin içindeki çarka bir çomak sokup bunun önüne geçecek bir zat-ı muhterem yok mu? Milyonlarca çocuğun ya da gencin hayalini kurduğu geleceği onlara vermek mi maksatları, yoksa mücadelesi ne olursa olsun geldikleri noktadan elleri boş, hayalleri yıkılmış ve gözleri yaşlı olarak geri göndermek mi? Aklımızın yettiği yerde gücümüzün yetmediği bu eğitim parkurunda, her ebeveyn kendi imkanları el verdiğince çocuğunu, hayalini kurduğu ufka çıkaracak o tünelden geçmesi için ikna etmeye, yetmezse itmeye başlangıçta hazırdır. Aynı ebeveynler, sabrının ve iradesinin tükendiği noktada “Orası sana göre değil. İn oradan aşağı!” diyerek kendi eliyle evladını aşağı çekecektir de. Yani başaramazsanız ya sistem sizi aşağı çekecek ya da ebeveynleriniz. Çünkü eğlenmek maksadıyla kurulmuş bir düzenek içinde bile sizi en zorlu şekilde imtihana tabi tutan bu sistem, konu eğitim olunca size neler yapmaz varın siz düşünün!
Yıllar var ki sevgili ülkemin önde gelenleri bu sistemi mantık dairesine oturtamamışlarsa bu saatten sonra da kurulan çarka hizmet etmekten başka çare kalmıyor bizlere. Çocuklarımız için önerimi de sevgili hocamız İlber Ortaylı’nın beni hem çok düşündüren hem çok üzen bir sözünü paylaşarak vermek istiyorum: “Çocuklar! Gittiğiniz okullar size yetmeyecek. Öyle kurgulandılar. Deliler gibi kitap okuyun.”
Bu söz durumun vehametini daha net, daha anlaşılır kıldığı için ömür boyu kulaklarınızda yankılansın. Şartlar ne olursa olsun çıktığınız o basamakları hiçkimsenin sözü, baskısı ya da dayatması yüzünden geri inmeyin.