enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

Doğal Afetlerin ve Küresel Krizlerin Seçmen Davranışları Üzerine Etkisi

04.05.2020
A+
A-

Seçmen davranışları siyaset biliminin, toplumsal psikolojinin ve sosyolojinin ortak inceleme konusudur. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde seçim kampanyalarının bilim insanlarından destek alınarak yapılmaya başlanmasıyla bu araştırma alanı ilgi uyandırmaya başladı.

Her toplumsal olguda olduğu gibi seçmen davranışlarını da etkileyen birçok bağımlı-bağımsız değişken bulunmaktadır. Bunların hepsinin tespiti sosyal bilimlerin doğası gereği imkânsız olsa da en belirginleri üzerinde çalışmak mümkündür. Bu yazıda, doğal afetlerin, salgın hastalıkların ve küresel krizlerin seçmen davranışlarını nasıl etkilediğine dair yüzeysel bir değerlendirme yapılacaktır.

İlk olarak doğal afetlerin etkisi incelendiğinde toplumun yaşanan kayıplar üzerinden hareketle tepki verdiği görülmektedir. Örneğin Türkiye’de 2014’te, 301 madencinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan Soma faciası ya da 1966 senesinde, Birleşik Krallık’ta 116’sı çocuk 144 kişinin ölümüyle sonuçlanan Aberfan faciası sonrasında medya ve toplumun tutumu incelendiğinde bu sonuç görülebilir.

Olayların ilk dakikasından itibaren herkes daha duyarlı ve birbirine saygılı iken ilerleyen günlerde bu birlik havası yerini acımasız eleştirilere bırakmaktadır. 1966’da facianın ilk günlerinde herkes yaşanan kaybın etkisiyle yaslı bir hale bürünmüşken ilerleyen günlerde İşçi Partisi hükümeti çok ağır eleştirilere ve suçlamalara maruz kalmıştır.

İşçi Partisi hükümetinin sorumluluk kabul etmemesi ve facia sonrasındaki başarısızlığı olayın hemen öncesindeki seçimleri kazanmalarına rağmen dört sene sonra iktidarı kaybetmelerine sebep olmuştur. Bu maden faciası ile başlayan krizler silsilesi Birleşik Krallık’ta dört yıllık bir kömür ve elektrik krizine sebep olmuş, sonucunda hükümet el değiştirmiştir. 2014 yılında ülkemizde yaşanan Soma faciasına bakıldığında ise benzer sonuçlar görülebilir.

Olayın yarattığı şok etkisi ile bütün ülke kısa süreli bir birliktelik oluştursa da bu uzun sürmemiştir. Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız özellikle eleştirilere maruz kalmış ve yetersizlikle itham edilmiştir. Yıldız’ın facia bölgesinde kalmasını bazı kesimler takdir ederken diğer bir grup ağır bir şekilde eleştirmiş, eleştirilerin boyutu hakaretlere ulaşmıştır.

Bunun sonucunda ise kısa süreli bir kutuplaşma ve genele bakıldığında sol kesime yönelik bir kayma oluşmuştur. Mağdurların işçi kesiminden olması sosyal-demokrat ve sosyalist partilerin dönem içerisinde öne çıkmasını sağlamıştır.

Soma’da 2014 yerel seçimlerinde sol partilerin toplam oy oranının %23’ten 2019’da %30’a yükselmesi bunun kanıtı olarak gösterilebilir. Bu değişimde kurulan yeni partiler, ittifaklar gibi faktörlerin daha etkili olduğu söylense de Soma faciasının etki etmediği söylenemez.

İkinci olarak salgın hastalıkların etkisi incelendiğinde mevcut süreçte yaşadığımız yeni tip koronavirüs salgını uygun bir örnek oluşturacaktır. Modern dünyanın yaşadığı en büyük ve etkili salgın olması sebebiyle de yalnızca yeni tip koronavirüs salgınının etkisi irdelenecektir.

Salgından en çok etkilenen Amerika Birleşik Devletleri örneğine bakacak olursak halk tabanında Başkan Donald Trump ve politikalarına yönelik bir karşıtlığın oluştuğu söylenebilir. İdeolojik seçmenlerde değişim yok denecek kadar az gözlemlense de “gri seçmen” olarak tanımladığımız oyu değişebilen seçmenlerde mevcut süreç büyük bir etki yaratmıştır.

Başkan’ın seçildiği ilk günlerde Obamacare adı verilen sosyal sağlık programını iptal etmesi, savunma harcamalarını arttırılmasının yanında federal sağlık hizmetlerine verilen bütçelerde önemli artışların yaşanmaması gibi olaylar Donald Trump ve politikalarını hedef haline getirmiştir. Krizin etkilerinin büyümesi ve hükümetin yetersiz kalmaya devam etmesi halinde, olağan olarak bu sene planlanan başkanlık seçimleri yeni bir Demokrat Parti döneminin başlangıcı olabilir.

Avrupa’da salgından en çok etkilenen ülkelerden olan İtalya’da ise Avrupa Birliğinden bu süreçte destek görülememesi mevcut sağ iktidarın gücünü arttırabilir. Son yıllarda Muhafazakâr Parti’nin Brexit çıkmazı sebebiyle yorulan Birleşik Krallık’ta ise sosyal-demokrat politikalara yönelim sebebiyle önümüzdeki seçimlerde yeni bir İşçi Partisi iktidarı söz konusu olabilir.

Türkiye örneği incelendiğinde ise mevcut hükümetin diğer Avrupa ülkelerine ve Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla görece daha iyi bir salgınla mücadele karnesi ortaya çıkarması ilerleyen yıllarda AK Parti’ye olumlu bir şekilde yansıyacaktır. Özellikle Sağlık ve Millî Eğitim Bakanlıklarının süreçte oynadıkları aktif rol yeni tip kabine sistemine yönelik güveni arttıracaktır.

Son üç yılda görülen sistem tartışmalarının azaldığı hatta bittiği gözlenecektir. Ekonomik açıdan da bir toparlanma ile 2020 senesinin kapatılması 2023 genel seçimlerinde AK Parti’nin beş yıl daha iktidarda kalmasını sağlayabilir. Çevre ülkelerdeki siyasi ve ekonomik krizler, Amerikan yaptırımları, 2016 darbe girişimi, Rusya ile yaşanan uçak krizi, koronavirüs salgını gibi olaylar göz önünde bulundurularak geriye dönük değerlendirme yapıldığında iktidarın halk nazarında iyi bir puan alması mümkündür.

Koronavirüs salgınının siyaseti ne yönde etkileyeceğine dair net bir sonuç elde edilmesi için tedbirlerin kaldırılmasının ardından kapsamlı bir kamuoyu araştırması yapılması gerekmektedir.

Sonuç olarak; doğal afetlerin, salgın hastalıkların ve küresel krizlerin siyasete etkisi incelendiğinde seçmenin pragmatist bir tutum sergilediği açıktır. İdeolojisi doğrultusunda siyasi eğilimini şekillendiren seçmenler haricinde bir gözlem gerçekleştirilmesi konu hakkında daha sağlıklı sonuçlar elde edilmesine olanak sağlayacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları