enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak

S400’leri Birleşik Arap Emirlikleri alabilir! Çünkü….

10.07.2026
A+
A-

Hani yıllardır Ortadoğu deyince ezberlediğimiz bir denklem vardı ya: Körfez ülkeleri, petrolü ve ticareti akıtır, ABD de bunun karşılığında bölgeye devasa bir güvenlik şemsiyesi açar. İşte o meşhur, dokunulmaz sanılan formülün kimyası tamamen bozuldu. Yani İran’ın saldırılarıyla birlikte Körfez ülkelerinde Amerikan şemsiyesi çöktü! Gelin basitçe anlatayım..

Geçtiğimiz aylardaki İran- İsrail arasındaki çatışmaları hatırlayın. O süreçte İran’ın, doğrudan Körfez’deki ABD üslerini, stratejik rafinerileri hedef alan kamikaze İHA ve füze saldırılarıyla başladı. BAE ve komşuları o kritik anlarda dönüp kendilerine güvenlik vaat eden Washington’a baktılar. Beklentileri doğal olarak Amerikan ordusunun caydırıcı gücünü masaya koymasıydı. Ama ne gördüler? ABD ya çok sınırlı müdahale etti ya da bölgedeki büyük bir savaşa bulaşmamak adına kafasını çevirdi.

İşte o an Körfez ülkelerinde çok ciddi bir stratejik şok yaşandı. Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere şunu tartışmaya başladılar: “Yarın bir gün başımıza daha büyük bir iş gelirse ABD bizi gerçekten koruyacak mı yoksa bizi yine ortada mı bırakacak?”

Elbette yarın sabah uyanıp “ABD ile tüm ilişkileri kestik” diyemezler çünkü hava savunma sistemlerinden radarlarına, savaş uçaklarından askeri eğitimlerine kadar her şey Amerikan altyapısına göbekten bağlı. Ama Mart ayında bu konuda yayınladığım videoda da üzerine basa basa anlattığım gibi, tamamen kopuş olmasa bile, güvenlikte mutlak bir çeşitlendirme dönemi başladı.

Körfez ülkeleri uyandı. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri, artık yumurtalarını tek bir sepete koymak istemiyordu.

Körfez ülkeleri, ABD’ye olan güvenini kaybederken bölgedeki en istikrarlı, askeri rüştünü ispatlamış ve en dengeli güç olarak Türkiye’yi gördüler. Türk savunma sanayiinin Suriye’de, Libya’da, Karabağ’da yazdığı başarı hikayesi ve özellikle drone teknolojisindeki ezber bozan hamleleri zaten uzun zamandır Birleşik Arap Emirlikleri’nin radarındaydı.

Peki neden S400’leri BAE alacak diyorum? Şöyle izah edeyim:

Bu yakınlaşma öyle sadece masa başında kalmadı. Mayıs ayında BAE Devlet Başkanı Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayid Al Nahyan, İstanbul’daki SAHA EXPO 2026 fuarına geldi. Fuarda, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Mehmet Kacır ile yan yana, İran’ın sürü İHA saldırılarına karşı nokta atışı çözüm sunan yerli savunma sistemlerimizi yani KORKUT uçaksavar, anti-dron sistemlerimizi tek tek inceledi.

Fuar biter bitmez Şeyh Mansur, Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüştü. Yanlarında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da vardı. O kapalı kapılar ardındaki görüşmede hem ticari ortaklık hem de bölgesel güvenlik kalkanı konuşuldu.

Ankara’da düzenlenen 36. NATO Zirvesi marjında, İstanbul İşbirliği Girişimi kapsamında BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn temsilcileri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki resmi yemekte Türk diplomasisiyle et tırnak oldu. 7 Temmuz’daki Ankara Zirvesi’nde BAE’nin de yer aldığı İstanbul İşbirliği Girişimi toplantısı, aslında İran’a ve ABD’ye verilen dolaylı bir gözdağıydı. Yani “Biz Körfez ülkeleri olarak Türkiye ile güvenlik konusunda artık tek safız” mesajı verildi.

BAE ile Türkiye arasındaki ilişkiye sadece yatırım ve ticaret ortaklığı olarak bakmayın, bu resmen bir bölgesel savunma ortaklığıdır. BAE’nin saldırılar karşısında hissettiği o çaresizlik, Ankara ile kurulan bu askeri teknoloji köprüsüyle aşılmaya çalışılıyor.

Aynı gün Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, BAE Systems CEO’su Charles Woodburn ile savunma sanayii ortaklığının teknik detaylarını netleştirmek için masaya oturdu. Kuveyt zaten niyet mektubuyla resmi imzayı atmıştı, BAE ve Suudi Arabistan da bu savunma çemberine dahil oldu.

BAE, Amerikan yapımı Patriot sistemlerinin kritik anlarda özellikle İsrail veya ABD’nin kendi siyasi vizyonu söz konusu olduğunda DOST ÜLKE kodu nedeniyle kilitlendiğini veya kısıtlandığını acı bir şekilde tecrübe etti. BAE’nin şu anki birincil şartı yazılımına ve tetiğine %100 hakim olabileceği, dışarıdan birilerinin DUR diyemeyeceği bağımsız bir hava savunma sistemine sahip olmak. S-400 tam olarak bu bağımsızlığı sunuyor.

Donald Trump’ın Ankara ziyaretiyle birlikte Türkiye’ye F-35 programına geri dönüş ve CAATSA yaptırımlarının kaldırılması sinyali verildi. Ancak ABD’nin tek bir şartı var: S-400’lerin Türk topraklarından çıkması. Türkiye bu füzeleri NATO üyesi olmayan, parası olan ve hava savunma açığı yaşayan bir ortak ülkeye devrederek bir taşla iki kuş vuruyor. Hem kendi önünü açıyor hem de Rusya ile olan hassas dengeyi koruyor hem de bunu bizzat Rusya’ya bizzat onaylatarak! Bu çok önemli bir detay…

Videomda bahsettiğim gibi Soğuk Savaş dönemi bitti. Artık ülkeler tek bir blok seçmek zorunda hissetmiyor. BAE bir yandan ABD ile askeri ilişkisini tutarken diğer yandan Çin ile ekonomik bağ kuruyor, Rusya ile enerji koordine ediyor ve şimdi de Türkiye üzerinden S-400 alarak askeri stratejisini tamamen çok yönlü ortaklık modeline geçiriyor.

Ankara Zirvesi ve hemen öncesindeki SAHA EXPO trafiği gösterdi ki Körfez’de artık sadece Amerikan düdüğü ötmüyor. İran tehdidi karşısında çaresiz kalan BAE, korumayı Washington’ın keyfinde aramak yerine teknolojiyi ve bağımsızlığı Ankara ve Moskova hattında buldu. S-400’lerin BAE’ye transferi, Ortadoğu’da ABD hegemonyasının bittiğinin, Türkiye’nin ise yeni güvenlik mimarı olarak masanın tam merkezine oturduğunun en somut ispatıdır.

ETİKETLER: ,
Yazarın Diğer Yazıları