Kılıçdaroğlu 13 yıllık genel başkanlık sürecinin ilk yıllarında tamamen Batı ile entegre bir yapıdaydı. Daha önce köşe yazılarımda anlattığım gibi, Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin direksiyonu, Rasim Bölücek ve Jeremy Rifkin gibi danışmanların elindeydi. Bu isimleri araştırırsanız emirleri nerelerden aldıklarını görürsünüz.
Bölücek, CHP içerisinde danışman olarak anılsa da asıl kritik rolü ABD ve güvenlik bürokrasisi arasındaki trafiği yönetmesiydi. Rifkin ise Bölücek gibi istihbari değil, yapısal bir yönlendirme figürüydü. Bölücek CIA, NATO kanadı aklıyla yönlendirme yaparken Rifkin Küreselcilerin aklıyla yönlendirme yapıyordu. Bu konuyu sonra detaylandırırız.
Gelelim Kılıçdaroğlu’nun yerli çizgiye ne zaman geçtiğine!
15 Temmuz’dan kısa bir süre sonra Kılıçdaroğlu CHP’sinde bir eksen kayması yaşandı. Özellikle 2017 Anayasa değişikliğiyle beraber Kılıçdaroğlu CHP’yi Batı/Küreselci eksenden çıkarıp Türk devlet aklı ile entegre bir kontrollü siyaset alanına soktu. Bunu nasıl yaptı peki?
Kılıçdaroğlu’nun 2021 yılı sonunda başlattığı Helalleşme adımını hatırlayın. 2023 seçimlerine giden yolu döşeyen Helalleşme çağrısı, Türk siyasi tarihinde CHP’nin ideolojik kale kimliğinden çıkıp toplumsal merkez olma iddiasına soyunduğu en radikal stratejik hamleydi.
Bu adımı, basit bir özür dileme eylemi olarak değerlendiremeyiz. Bu, devletin ve partinin geçmişteki bagajlarını boşaltarak, muhafazakâr, milliyetçi ve Kürt seçmenin CHP’ye karşı ördüğü psikolojik duvarı yıkma girişimiydi.
Ayrıca, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi, devlet aklının da onaylayacağı, daha öngörülebilir bir sosyal demokrat çizgiye çekme operasyonuydu.
Yani bu hamle basit bir oy toplama stratejisi değildi. Kılıçdaroğlu’nun bu partilerin tabanlarına kendini kabul ettirme biletiydi. Farklı ideolojilerden gelen altı partiyi tek bir masa etrafında toplayabilmek için CHP’nin ehlileşmiş görünmesi şarttı.
Başardı da.. Helalleşme girişiminin ardından 6’lı masa kuruldu. CHP devletin, kırmızı çizgilerine daha yakın bir noktaya çekildi.
Ancak Özgür Özel CHP’yi yeniden Batı/Küreselci eksene geçirdi.
Eğer bugün devlet aklı Kılıçdaroğlu’nun geri dönmesini arzuluyorsa, bunun altında yatan sebep CHP’yi ne güçlendirmek ne de bitirmektir. Devlet aklı, ana muhalefetin dış destekli bir renkli devrim aparatı olmasındansa, sistemin içinde kalan ve milli sınırları zorlamayan bir yapıda kalmasını tercih eder.
En önemlisi de kurumların içinde kalan, bürokratik geleneğe saygılı bir figür olarak tanımlanan Kılıçdaroğlu’nun hamleleri, devlet için İmamoğlu veya Özel’in, Batı etkisi altındaki kontrolsüz enerjisinden daha öngörülebilir. Bu yüzden diyebiliriz ki devlet, CHP’yi bitirmeye çalışmıyor; aksine, CHP’nin eksenini kontrol altında tutmaya çalışıyor.
Eğer bugün iktidar bloğu, CHP’nin başında Kılıçdaroğlu’nu görmek istiyorsa en büyük stratejik gerekçe Kılıçdaroğlu’nun öngörülebilir hamleleridir. Diğer sebep ise yerli ve milli muhalefettir.
Daha önceki videoda bahsettiğimiz gibi Kılıçdaroğlu, bu ekseni Batı/Küreselci odaktan çekip, Türkiye içindeki kontrollü siyaset alanına hapseden bir emniyet kemeri görevi görmüştü. Eğer geri gelmesi isteniyorsa, bu kemerin tekrar bağlanması gerektiği düşünülüyordur.
Birçok kişinin sandığı gibi amaç CHP’yi bitirmek değil, sadece zararsız bir denge unsuru haline getirmek olabilir. Modern devletler, tamamen muhalefetsiz bir yapının sürdürülemez olduğunu çok iyi bilir. Ama ehlileştirilmiş bir muhalefet, sistemin bekası için altın değerindedir. Siyasi partilerdeki büyük değişimlerin devlet kontrolü dışında olduğunu düşünmek saflık olur.
Zira siyasetin mutfağında tesadüf kelimesinin sözlük karşılığı genellikle henüz deşifre edilmemiş bir plandır. Devlet aklının, hele ki böylesine köklü bir transformasyon sürecinde ana muhalefet partisini kendi haline bırakması eşyanın tabiatına aykırı olur.
Köklü bir transformasyon sürecinden bahsederken özellikle Türkiye’nin 2040 Vizyonu’na vurgu yapmamız gerekiyor. Çünkü Devlet aklı, bugün Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden kurumsal bir Turan vizyonuna odaklanmış durumda. Bu, Türkiye’nin aynı anda hem dış politikasını hem de iç siyasetinin güvenlik parametrelerini değiştiren bir durum.
Şöyle ki, Batı/Atlantik odaklı bir ana muhalefet, bu jeopolitik kayışın önündeki en büyük engel olacaktır. Bölücek veya Rifkin gibi isimlerle anılan bir yapı, Turan projesini bir macera veya eksen kayması olarak nitelendirip sabote edecektir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun geri dönüşü, aslında Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu eksenindeki Batı/Küreselci muhalefet tarzına bir fren koyma girişimi olarak okunabilir. Bana göre devlet aklı, bu 2040 Vizyonu’nu riske atmamak adına CHP’yi içeriye sabitlemeye çalışıyor. Böyle kritik bir süreçte devlet, CHP’nin başında, Batı’dan talimat alan bir aktivist lider yerine, devletin kırmızı çizgilerini bilen bir bürokrat görmeyi tercih eder.