Orta Doğu bir kez daha barut fıçısına dönmüş durumda. Trump’ın İran’daki protesto gösterilerine yönelik sert uyarıları ve buna paralel askeri yığınağı, bölgede 2025’teki çatışmaların gölgesinde yeni bir kriz dalgasını tetikledi.
Trump’ın Ocak ayı başından beri “İran rejimi protestocuları idam ederse çok sert vururuz” şeklindeki açıklamaları, Beyaz Saray’da askeri seçeneklerin masaya yatırılmasına yol açtı. ABD Hava Kuvvetleri’nin üst düzey isimleri ile Trump arasında, İran saldırısı üzerine görüşmeler gerçekleştiriliyor. Bu görüşmelerde Orta Doğu’daki askeri kuvvetin yeterli olup olmadığı, hücumun boyutu ve İran’ın hazırlık durumuna dair değerlendirmeler yapılıyor.
Son günlerde USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve eşlik eden savaş grubu, Orta Doğu sularına ulaştı veya ulaşmak üzere. Bu hamle, ABD’nin İran’a yönelik caydırıcılığını artırmak ve olası bir operasyon için hızlı müdahale kabiliyetini güçlendirmek amacıyla yapılıyor.
ABD tarafında Patriot ve THAAD gibi hava savunma sistemlerinin bölgeye ek konuşlandırıldığına hatta güçlendirildiğine dair haberler de var. Bu, İran’ın balistik füze ve İHA tehditlerine karşı savunma hattını kalınlaştırmayı amaçlıyor. Ayrıca ABD son 6 günde Orta Doğu’ya en az 212 uçuşla jet, tanker ve nakliye uçağı sevk etti. Gerekli tüm saldırı ve destek unsurları şu an bölgede ve sadece ‘vur’ emrini bekliyorlar.
Hürmüz Boğazı kapanıyor mu? ABD, İran’ı Boğazdan mı sıkıştıracak?
İran cephesinde ise gerilim karşılıklı. Devrim Muhafızları (IRGC), “tetikteyiz, parmağımız tetikte” açıklamalarıyla yanıt veriyor. Hürmüz Boğazı, Bender Abbas ve Keşm Adası gibi stratejik noktalarda mayınlama, hızlı saldırı tekneleri, kıyı savunma bataryaları ve Kadir sınıfı denizaltıların hazır hale getirildiği belirtiliyor. I24 News gibi kaynaklar, IRGC’nin ABD’nin olası bir çıkartma veya deniz harekâtına karşı önlemler aldığını doğruluyor.
Bu hazırlıklar, İran’ın klasik asimetrik harp doktrinini yansıtıyor: Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi, enerji hatlarını vurma potansiyeli ve Husiler, Irak’taki milisler gibi vekil güçler üzerinden misillemeler… İran resmî açıklamalarında, ABD’nin en ufak bir saldırısını “topyekûn savaş” olarak göreceğini ve ABD üslerini meşru hedef ilan edeceğini söylüyor.
Peki olası senaryolar neler olabilir? Batı medyasına göre Trump yönetimi, sınırlı bir operasyon düşünüyor: IRGC hedeflerine hava saldırıları, belki siber operasyonlar veya nükleer tesislere yönelik ek vuruşlar. Ancak bazı sosyal medya hesaplarında dile getirilen “deniz kuşatması, petrol ticaretini kesme, ekonomik boğma ve rejim değişikliği” hedefi, çok daha geniş bir harekâtı gerektirir. Böyle bir senaryoda Hürmüz ve Bab el-Mendep boğazlarının kapanması, küresel enerji fiyatlarını uçurabilir ve dolaylı olarak Çin-Rusya eksenini de harekete geçirir.
Benim yorumum, bu gerilimin, 2025’teki İsrail-İran çatışmasının devamı niteliğinde olduğu… Trump’ın “kararlı vuruş” arayışı, iç politikada güçlü görünme isteğiyle birleşiyor. Ancak İsrail dahil olmak üzere bölge müttefikleri, geniş bir savaştan çekiniyor. İsrail’in hava savunma stoklarının tükenme riski ve İran’ın misilleme kapasitesi ciddi caydırıcı unsurlar arasında.
Peki bu bir ölüm-kalım savaşı olabilir mi? Evet, olabilir! Eğer bir uçak gemisinin batırılması, enerji hatlarının vurulması ya da başkentlere karşılıklı saldırılar gibi zincirleme misillemeler başlarsa evet, öyle olur. Ama şu anki tablo daha çok güç gösterisi ve caydırıcılık üzerine kurulu. Trump’ın “ArmadA geliyor ama umarım gerek kalmaz” söylemi, diplomasi kapısını açık tutuyor.
Orta Doğu halkları için ise tek gerçek: Barış, ne yazık ki yine uzak bir ihtimal. Fırtına yaklaşıyor. Umarım bu sefer kimse kazanmaz çünkü kaybeden hep siviller olur.
ABD-İran çatışması Türkiye’yi nasıl etkiler?
ABD-İran gerilimi, Türkiye’yi hem ekonomik hem jeopolitik açıdan ağır vurabilir. İran’dan ithal edilen doğal gazın yaklaşık %13’ünü karşılayan Türkiye, olası bir çatışma veya genişletilmiş yaptırımlar durumunda enerji arzında ciddi kesintilerle yüzleşebilir. Elektrik, ısınma ve sanayi maliyetlerini hızla yükseltir. Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde küresel petrol fiyatlarının patlaması kaçınılmaz olur. Bu da Türkiye’nin yüksek ithal enerji bağımlılığını düşününce enflasyonu yeniden alevlendirir, döviz kurlarını zorlar ve bütçe açığını büyütür.
Ticaret boyutu daha da kritik… İran’la milyarlarca dolarlık karşılıklı ticaret hacmi tehlikeye girer zira Trump’ın, İran’la iş yapan ülkelere %25 ek tarife tehdidi, Türk firmalarını doğrudan hedef alabilir.
Jeopolitik risk ise daha derin. Bölgesel kaos, mülteci akınlarını tetikleyebilir. Irak-Suriye sınırındaki istikrarsızlığı artırabilir ve terör örgütlerinin hareket alanını genişletebilir. Türkiye’nin mevcut duruşu da bu yüzden net.. Ankara, dış müdahaleye ve rejim değişikliği çağrılarına karşı çıkıyor çünkü komşu bir ülkede yaşanacak çöküş, yeni güvenlik krizleri ve insani yükler doğurur. Kısacası bu fırtına Türkiye’yi dolaylı yoldan vuracak bir ekonomik ve güvenlik tsunamisine dönüşebilir.