Tarihin akışını, var olan çürük mekanizmaları yamamaya çalışan pansuman tedbirler değil; geleceği omzunda taşıyacak insan unsurunu çekirdekten yetiştiren köklü anlayışlar değiştirir. Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) Mekke dönemi; çökmeye mahkûm bir düzeni tamir etme telaşı taşımayan, esası itibarıyla yeni bir insan, yeni bir zihniyet ve yeni bir kıyam inşa ocağıdır. Yıkılmış bir binanın çatlayan duvarlarını sıvamakla vakit kaybetmek yerine; o binanın yerine yükselecek yeni medeniyetin sarsılmaz sütunları, yani insan bilinci adım adım hazırlanmıştır.
Bu kutlu ocağın kalbi olan DârülErkam, sadece fiziki bir sığınak veya gizli bir toplanma yeri değil; cahiliyenin kökleşmiş kabullerinden arınıp Tevhid şuuruyla kenetlenen ruhların olgunlaşma mektebiydi. Bilal ile Ebû Bekir’i, köle ile efendiyi aynı hizada buluşturan şey; biçimsel ve sığ bir eşitlik söylemi değil, zihinlerde gerçekleşen köklü bir devrimdi. İnsanın değerinin soy, servet, kabile ve makamla değil; ahlak, adalet, samimiyet ve takva ile ölçüldüğü o soylu medeniyet tasavvuru, işte bu potada pişirildi.Medine’yi kuracak ve idare edecek kadro, tesadüfi bir kitleden oluşamazdı. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Mekke’de attığı her adım, Medine’nin harcına konmuş sarsılmaz bir taş, istikbaldeki fethin sessiz ve stratejik bir müjdesiydi. Mekke’nin mevcut bozuk yapısını ıslah etmekle vakit kaybetmenin bir zaman israfı olduğunu bilen Hz Peygamber,doğrudan Medine’yi inşa edecek kadronun irade ve ahlak bakımından olgunlaşması stratejisi üzerinden ilerledi.
İçinde yaşadığımız coğrafya ve zaman, ruhu ve şartları itibarıyla Mekke dönemiyle büyük benzerlikler taşımaktadır. Devlet, kurumsal olarak ümmetin ortak malı ve emaneti olmasına rağmen gasp edilmiş, asli özünden ve adalet zemininden koparılmış ve küresel ifsadi sistemin pençesine düşmüştür Ancak bu coğrafyanın müminleri, gasp edilen hakkı ve emaneti geri almak adına, devleti çalanların kirli yöntemlerine başvuramazlar. Şiddetle, kırıp dökerek, öfkeyle ya da hamasetle sonuca ulaşmaya çalışmak; son yüzyılda defalarca denenmiş fakat hüsrandan başka bir şey getirmemiş akim bir yoldur. Bugün yürünmesi gereken tek yol; Mekke’deki sahabenin ahlakını, zihin disiplinini, duruşunu, temsil gücünü ve doğallığını yeniden kuşanmaktır. Onlar propaganda veya şiddet ile değil; bulundukları her ortamda doğal bir biçimde temayüz ederek, sergiledikleri hal ve duruşla kurulacak olan Medine’nin canlı birer müjdecisi olmuşlardı. Bu hal ve duruş, içinde bulunduğu ortama kendi rengini verecek olgunluğa ulaştığında, Medine fatihleri yetişiyor demektir.
Asıl devlet; yalnızca binalardan, ordulardan, sınır hatlarından ya da yazılı metinlerden ibaret değildir. Asıl devlet; adalete olan sarsılmaz inanç, organize olabilme disiplini ve ortak bir gelecek vizyonudur. Mekke’de henüz görünür bir devlet yoktu; fakat o devleti sevk ve idare edecek kurucu akıl, hiyerarşi, sadakat ve adalet duygusu görünmeyen bir gerçeklik olarak zihinlerde çoktan inşa edilmişti.
Müslümanlar olarak bizler, var olan düzeni yalnızca tahrip etmek veya yıkmak için değil; gasp edilmiş olan güç ve adalet mekanizmasını gerçek sahipleri adına devralmak için yola çıkmalıyız. Bunun gerçekleşebilmesi için günümüz şartlarını çok iyi okuyabilen birer stratejist olabilmeliyiz Günümüzün profesyonel dünyası, küresel ifsadın tüm araç ve gereçleri çok iyi tanınmalı; onların toplum bünyesine ektiği zehirli tohumları ortadan kaldıracak, Vahyden beslenen güçlü bir düşünce ve medeniyet tasavvuru ortaya konmalıdır. Yüksek düşünce gücü, yüksek bir ahlak ve şahsiyetle mecz edilmelidir. Günümüzün Medine sevdalıları, şartlar olgunlaştığında Medine’nin anahtarlarını teslim almaya hazır hale gelmelidir.Kadro liyakatli, zemin hazır olduğunda; İlahi takdirin tecellisiyle bu devir teslim hiçbir bocalama yaşanmadan, doğal ve sancısız bir şekilde gerçekleşecektir. Mevcut dünya gidişatı ve süreçlerin seyri göstermektedir ki, dedelerimizden gasp edilmiş bu emanetin asıl sahiplerine iade edileceği o tarihi fırsat anı, Allah’ın izniyle mutlaka doğacaktır .
Dünyaya dair sarsılmaz bir iddiası ve derdi olan bu ümmetin evlatları, enerjilerini çökmüş ve miadını doldurmuş sistemlerle kavga ederek zaman tüketmemelidir. Önce işimizde, ailemizde, ticaretimizde ve sosyal hayatımızda temsil gücü yüksek, örnek teşkil edecek çelikleşmiş kadroyu yetiştirmeliyiz.
Öz tamamlandığında; biçim, biiznillah,vakti geldiğinde kendiliğinden tamamlanacaktır.