Zeval-i Ehl-i Zulüm ve Yeni Asır: Küresel Satrançta Türk-İslam Ruhu veİpek Yolu’nun Yeniden Doğuşu
Haber: Zi’b-u Osmâni
Tarih, bazen asırlarca kımıldamayan o devasa taşların bir gecede yerinden oynadığı,
“muktedir” bilinen sahte kudretlerin parça parça dağıldığı inkisâr anlarıyla yazılır. Bugün
içinden geçtiğimiz süreç, tam da böyle bir kırılma noktasıdır. Washington’ın Ortadoğu’nun
karanlık bataklığında, İran’a karşı sergilediği abes ve fevri hamlelerin faturasını en ağır
şekilde ödediği; Tel Aviv’in ise insanlık vicdanında açtığı yaralarla “katil” ve “Gazze
Kasabı” damgasını alnına çivilediği tarihi bir dönemdeyiz. (Kaldı ki Allâh/ın جاللهجل izniyle
ardına sığınacak bir ağaç dahi bulamayacaklar.) Tüm çocukları öldürseler mutlaka bir Musa
çıkacaktır. Ya Rab! Dinini mudafaya memur kıldığın bu milleti ümmetin haremi olan Kudus-e
hadimi eyle.
Sadece vicdanlar değil, masadaki batıl hesaplar da altüst oldu. İsrail’in kendi dâhili
siyasetinde bile mazlumların kanıyla beslenen o şovenist akıl, artık kendi halkından ve hatta
Yahudi kamuoyundan dahi rey-i emniyet (güven oyu) alamıyor. Hükümet kürsüsünde
kalabilmek için acımasız bir aritmetik cambazlığına mahkûm olanlar, bırakın bölgeyi
tahakküm altına almayı, önlerindeki matematiği dahi çözemiyorlar; zira kurulması gereken o
koalisyonlar için muhtaç oldukları koltuklara, Arap Birliği’nin ve halkların haklı direniş
duvarı kalın bir set çekiyor.
Diğer taraftan, Washington’ın tuttuğu o kırık sopanın, bölgedeki hesapların artık “eski
hamam, eski tas” yürümeyeceğinin itirafı olan “desteği keseriz” sinyalleri, emperyal akıl için
bile acizliğin ilanıdır. Nizam-ı Âlem çözülüyor, tek kutuplu dünya tarihi raflara kalkıyor.
Jeopolitik Kırılma: Enerji Koridorları ve Ticaret Yollarının Sinyal-i İnkılabı
Bu kırılma sadece askeri ve siyasi bir çözülmeden ibaret değildir; doğrudan küresel
kapitalizmin damarlarını, yani şahdamar-ı ticareti kesen bir iktisadi dönüşümdür. Yüzyıldır
Doğu’nun zenginliklerini Batı’nın limanlarına taşımak üzere kurulan deniz sömürgeciliği ve
enerji haritaları, bugün Hürmüz’den Babülmendep’e kadar uzanan hatlarda iflas etmiştir.
Batı’nın Doğu Akdeniz’deki korsan üssü konumundaki aktörler, kendi güvenliklerini bile
sağlayamaz hale gelirken; küresel ticaretin ve enerjinin güvenli limanı arayışı, gözleri yeniden
medeniyetimizin kadim coğrafyasına çevirmiştir.
İşte bu değişen dünya düzeninde, yıllardır “bölgesel bir güç” parantezine hapsedilmek istenen
Türkiye, artık bu prangaları kırmıştır. Ankara; Kalkınma Yolu Projesi’nden Zengezur
Koridoru’na, Hazar geçişli Doğu-Batı hattından enerji diplomasisinin merkez üssü olmaya
kadar küresel ticaretin kilit taşı haline gelmiştir. Kadim köklerinden aldığı tarihî şuurla
hareket eden Türkiye, artık denklemin edilgen bir nesnesi değil; enerji hatlarının, lojistik
ağların ve masadaki kuralların müessir bir aktörüdür.
İslam Âleminin İnikâsı ve Türkiye’nin Omuzlarındaki Emanet
Asırlardır bu coğrafyaya hüzün, gözyaşı ve cetvelle çizilmiş yapay hudutlarla biçim vermeye
çalışanlar ezbere bilmelidir ki: Tarih, adaletin terazisinden sapanları asla bağışlamaz.
Gazze’den Tahran’a, Lübnan’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan o aziz coğrafyada, İslam
âleminin ve Türk-İslam toplumunun sinesinde yanan ateş, artık sönmeyecek bir şuur-u milliye
ve dirilişe ruc’û etmiştir. İktisadi bağımsızlık ile siyasi bağımsızlığın birleştiği bu tarihi
kavşakta, Doğu’nun kaynakları artık Batı’nın zulüm çarklarını döndürmeyecek mazlumların
refahına hizmet edecektir.
Bugün burası sadece siyasi bir tahlil kürsüsü değil; milyonların kalbinin attığı, dualarının ve
umutlarının birleştiği bir darü’l-irfan meydanıdır. İslam âlemi üzerindeki gaflet uykusunu
yırtıp atıyor. Sokaktaki mazlumun, hakkı yenen yetimin, “Artık yeter!” diyen annenin ahı,
Batı merkezli tüm hegemonik sistemleri temelinden sarstı. Ve bu kutlu yürüyüşte,
mazlumların sığınacağı en emin liman, yine bu necip milletin iradesi, feraseti ve bağımsız
akılcı politikalarıdır.
Bizler, masada tasarlanan sahneleri seyreden değil, kurulan o zulüm masalarını yerle bir eden
bir medeniyetin varisleriyiz. Yeni dünya düzeni kurulurken; Türkiye’nin ekseni, sadece kendi
hudutlarının emniyeti değil, bütün mazlum coğrafyaların kaderini tayin edecek bir adalet
mihrakıdır. Zira Devlet-i Aliyye-i Osmani’nin torunları olan bizlerin dostluğu kıymetli
olduğu kadar düşmanlığı da fevkalade şiddetlidir.
Türkiye’nin gönül coğrafyası Türkiye’den büyüktür. جالله
Kalemimizle, sesimizle ve imanımızla söylüyoruz: Vakit Türk-İslam coğrafyasının adaletle,
liyakatle ve tarihî misyonuyla yeniden mühürleyeceği o büyük küresel çağın vaktidir .Kendini
büyük addeden her sözde kudret sahipleri bu kutlu dirilişe dönüşün önünde mahkûm olacaktır.
Allâh/ım جل bu miletti necibin ayağına da imanına da Kudüs gücü ikram et.
Vesselâm.!




