ON İKİ İMAMLAR ALEVİ BEKTAŞİ ÖĞRETİ DERNEĞİ BAŞKANI AZİZ DOĞAR: “BİZ TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NİN ALEVİSİYİZ”
Haber: İlk Bakış Gazetesi

On İki İmamlar Alevi Bektaşi Öğreti Derneği Başkanı Aziz Doğar, Alevi-Bektaşi inancının tarihi ve manevi temellerinden devlet-toplum ilişkilerine, cemevlerinin konumundan genç kuşakların yetiştirilmesine kadar pek çok konuda İlk Bakış Gazetesi’ne özel açıklamalarda bulundu. Doğar, Alevi toplumunda tartışmalara neden olan devlet aidiyeti söylemlerine karşı dikkat çekici bir çıkış yaparken, “Biz ayrılıktan değil, birlikten yanayız” mesajı verdi.
Türkiye’de Alevi-Bektaşi inancının tarihi kimliği, toplumsal temsili ve devletle ilişkileri üzerine yürütülen tartışmalar yeni boyutlar kazanırken, On İki İmamlar Alevi Bektaşi Öğreti Derneği Başkanı Aziz Doğar, İlk Bakış Gazetesi’ne verdiği özel röportajda önemli değerlendirmelerde bulundu.
Hoca Ahmed Yesevi’den Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye uzanan Türk tasavvuf geleneğinin Alevi-Bektaşi inancındaki yerini değerlendiren Doğar, Hak-Muhammed-Ali anlayışının, Ehl-i Beyt sevgisinin ve Dört Kapı Kırk Makam öğretisinin gelecek nesillere aktarılması gerektiğini vurguladı.
Röportajda Osmanlı dönemindeki Yeniçeri-Bektaşi ilişkisini de ele alan Doğar, tarihi mirasın yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak görülmemesi gerektiğini, bu mirastan günümüz Türkiye’sinin toplumsal birlik anlayışı açısından dersler çıkarılabileceğini ifade etti.
“BİZ DEVLETİN ALEVİSİ DEĞİLİZ” SÖYLEMİNE AÇIK YANIT
Röportajın en dikkat çekici bölümlerinden biri, Alevi toplumunun devletle ilişkisi ve inanç kimliği üzerinden gelişen tartışmalar oldu.
Son yıllarda gündeme gelen “Biz devletin Alevisi değiliz” söylemine karşı kendi duruşunu ortaya koyan Doğar, “Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Alevisiyiz” sözleriyle devlet aidiyetine ilişkin görüşünü açıkladı.
Alevi-Bektaşi öğretisinin kendi anlayışlarında Hak-Muhammed-Ali, Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisinden ayrı değerlendirilemeyeceğini belirten Doğar, inanç kimliğinin siyasi ve ideolojik tartışmaların ötesinde tarihî ve manevi kökleriyle ele alınması gerektiğini savundu.
CEMEVLERİ, İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEVLETLE DİYALOG
Cemevlerinin ibadethane olduğunu açıkça ifade eden Doğar, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının kurulmasını önemli bir gelişme olarak değerlendirdi. Bununla birlikte kurumsal temsilin güçlendirilmesi, cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması ve toplumla kamu kurumları arasında karşılıklı güvenin geliştirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Derneğin kuruluş amacı ve gelecek hedeflerine de değinen Doğar, genç kuşakların inanç, kültür, tarih ve manevi değerlerle buluşturulmasını öncelikli sorumlulukları arasında gördüklerini belirtti.
Alevi-Bektaşi öğretisinin özünde ne var? Tarihi gelenek ile günümüz devlet anlayışı arasında nasıl bir bağ kuruluyor? Genç kuşakları nasıl bir gelecek bekliyor?
On İki İmamlar Alevi Bektaşi Öğreti Derneği Başkanı Aziz Doğar, bu sorulara ve Alevi-Bektaşi toplumunun geleceğine ilişkin merak edilen pek çok başlığa İlk Bakış Gazetesi’nin özel röportajında yanıt verdi.
İşte yedi soruda, ON İKİ İMAMLAR ALEVİ BEKTAŞİ ÖĞRETİ DERNEĞİ tarihi mirastan devraldığı gelenek, devlet aidiyeti ve toplumsal birlik üzerine Aziz Doğar’ın açıklamalarının tamamı;
1. On İki İmamlar Alevi Bektaşi Öğreti Derneği hangi ihtiyaçlar ve düşünceler doğrultusunda kuruldu? Derneğinizin kuruluş gayesi, temel ilkeleri ve üstlenmek istediği misyon nedir?
Bizim Türkiye’nin büyük birliğine sözümüz var. Derneğimizin kuruluş gayesi, 72 millete aynı nazarla bakan Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin anlayışını yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır.
Biz canlar ayrılıktan değil, birlikten yanayız. Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu coğrafi konum ve şartlar; Alevi, Sünni, Çerkes, Laz demeden hepimizin birlik içerisinde hareket etmesini gerektiriyor.
İçeride ve dışarıda güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti için Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin ifade ettiği gibi bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız.
Derneğimizin temel amaçlarından biri de Hoca Ahmed Yesevi ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin manevi mirasını, Ehl-i Beyt sevgisini ve Türk tasavvuf geleneğini genç kuşaklara aktarmaktır. Dört Kapı Kırk Makam öğretisini esas alan bu inanç ve ahlak anlayışını canlarımıza aşılamak istiyoruz.
Son yıllarda Aleviliğin tarihî ve manevi köklerinden uzaklaştırılmasına yönelik bazı yaklaşımların yaygınlaştığını düşünüyoruz. Bizim anlayışımızda Alevilik; Hak-Muhammed-Ali, Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisinden ayrı düşünülemez.
2. Alevi-Bektaşi geleneğinde Hak-Muhammed-Ali anlayışı, On İki İmam öğretisi ve “eline, beline, diline sahip ol” düsturu önemli bir yer tutmaktadır. Bu kadim öğretinin özünü nasıl tanımlıyorsunuz?
Biz Aleviler, İslam’ın özünü temsil ettiğimize inanıyoruz. Hak-Muhammed-Ali anlayışı bizim inancımızın ve maneviyatımızın temelidir.
Hak, yaratıcının varlığını ve birliğini; Muhammed, onun elçiliğini; Ali ise Ehl-i Beyt’in önderliğini ve velayet makamını ifade eder.
Peygamber Efendimizin soyundan gelen On İki İmam, bizlerin manevi rehberleridir. Kerbela’da şehit edilen İmam Hüseyin ve beraberindekileri her yıl Muharrem ayında matemle, oruçla ve dualarla anmamız da bu bağlılığımızın göstergesidir.
Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin “Eline, beline, diline sahip ol” sözünü ben aynı zamanda vatanımıza, neslimize ve dilimize sahip çıkmak şeklinde de yorumluyorum. Vatanımıza sahip çıkacağız, neslimizi koruyacağız ve Türkçemize sahip çıkacağız.
Gençlerimizi cemevlerimize ve dergâhlarımıza kazandırabilir, onlara Dört Kapı Kırk Makam öğretisini ve manevi değerlerimizi aktarabilirsek inancımızı ve kültürümüzü gelecek yüzyıllara taşıyabiliriz.
3. Osmanlı tarihinde Bektaşi geleneği ile Yeniçeri Ocağı arasında oluşan manevi ve kurumsal bağı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Osmanlı Devleti’nin geniş coğrafyalara hâkim olmasında ve büyük zaferler kazanmasında Yeniçeri Ocağı’nın çok önemli bir yeri vardır.
Yeniçeriler ile Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin manevi mirası arasında tarihî bir bağ bulunmaktadır. Bektaşi geleneği, Yeniçeri Ocağı’nın manevi kimliğinin şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Yeniçerilerin Bektaşilikle ilişkilendirilmesi ve “Gürûh-ı Bektaşiyye” olarak anılması da bu tarihî ilişkinin bir yansımasıdır.
Yeniçeriler, Osmanlı Devleti’nin gücü ve devamlılığı için gerektiğinde canlarını ortaya koymuşlardır.
Bugün bizlerin de bu tarihî birlik ve fedakârlık anlayışından ders çıkarması gerekiyor. Onlar kendi dönemlerinde güçlü bir devlet için mücadele ettilerse bizler de bugün içeride ve dışarıda güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti için birlik içerisinde hareket etmeliyiz.
4. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi-Bektaşi geleneğinin devlet hafızasındaki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Alevi-Bektaşi geleneği, bu toprakların tarihî ve kültürel hafızasının ayrılmaz bir parçasıdır. Biz canlar yüzyıllardır bu coğrafyada yaşıyoruz. Bu toprakların geçmişinde de bugününde de varız.
Osmanlı dönemindeki Yeniçeri-Bektaşi ilişkisi bunun önemli örneklerinden biridir.
Yakın dönemde ülkemizde düzenlenen bir NATO toplantısı vesilesiyle Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nı mehter takımı ve yeniçeri kıyafetli askerlerle karşılamasını da sembolik açıdan önemli buluyorum.
Ben bu tür tarihî sembollerin dünyaya güçlü bir devlet geleneği ve birlik mesajı verdiğini düşünüyorum.
Bizler de buradan kendimize bir sorumluluk çıkarmalıyız. Alevi’siyle, Sünni’siyle bu ülkenin bütün vatandaşları aynı devletin ve aynı bayrağın altında yaşamaktadır.
Alevi-Bektaşi toplumu olarak bu tarihî birikimi sahiplenmeli ve gelecek kuşaklara doğru aktarmalıyız.
5. “Biz devletin Alevisi değiliz” söylemini ve Hz. Muhammed ile Hz. Ali’yi Alevilik inancının dışında değerlendiren yaklaşımları nasıl yorumluyorsunuz?
Öncelikle şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Alevisiyiz.
Peki, “Biz devletin Alevisi değiliz” diyenlere sormak istiyorum: Siz hangi devletin Alevisisiniz?
Bizler bu topraklarda yüzyıllardır yaşayan, bu ülkenin tarihine ve kültürüne katkıda bulunmuş insanlarız. Ay yıldızlı bayrağımızın gölgesi altında yaşamaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olmaya devam edeceğiz.
Elbette herkesin inanç özgürlüğü vardır. Herkes kendi düşüncesini ifade edebilir. Ancak bizim temsil ettiğimiz Alevi-Bektaşi öğretisinde Hak-Muhammed-Ali, Ehl-i Beyt ve On İki İmam sevgisi temel değerlerdir.
Bu nedenle Hz. Muhammed’i ve Hz. Ali’yi Alevilikten ayrı değerlendiren anlayışları kendi inanç geleneğimiz açısından kabul etmiyoruz.
Son yıllarda bazı siyasi ve ideolojik çevrelerin Alevi toplumunu devletle karşı karşıya getiren söylemler geliştirdiğini düşünüyorum. Özellikle gençlerimizin bu tartışmalarda inançlarının tarihî ve manevi temellerinden uzaklaşmasını istemiyoruz.
Alevilerin de elbette siyaset yapma hakkı vardır. Ancak biz siyasetin vatan, bayrak ve toplumsal birlik değerleriyle çatışmadan yapılması gerektiğine inanıyoruz. Terörü ve bölücülüğü destekleyen anlayışlardan uzak durulmasını savunuyoruz.
Bizim mücadelemiz ayrışmak için değil, Alevi-Bektaşi inancını yaşatarak Türkiye’nin birliğine katkıda bulunmak içindir.
6. Alevi-Bektaşi vatandaşların inanç özgürlüğü, cemevlerinin konumu ve kurumsal temsil konusundaki beklentilerine nasıl yaklaşıyorsunuz?
Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Cemevleri bizim ibadethanelerimizdir. Cem erkânımızı yürüttüğümüz, inancımızı yaşadığımız ve manevi değerlerimizi gelecek kuşaklara aktardığımız mekânlardır.
Türkiye geçmişe kıyasla inanç özgürlüğü konusunda önemli mesafeler katetmiştir. Bugün cemevlerimizde cemlerimizi, camilerimizde ibadetlerimizi yerine getirebiliyoruz.
Devletimizin Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığını kurmasını da önemli bir adım olarak değerlendiriyorum.
Ancak yalnızca devletten beklenti içerisinde olmamalıyız. Biraz da iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor.
Devlet kurumlarında temsil edilmek, tanınmak ve sorunlarımızı çözmek istiyorsak karşılıklı güvene dayalı ilişkiler geliştirmeliyiz.
Ben devlet kurumlarıyla sağlıklı bir diyalog kurulmasının, cemevlerimizin ve dergâhlarımızın ihtiyaçlarının karşılanmasının ve Alevi-Bektaşi toplumunun kurumsal olarak güçlendirilmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
Biz devletle karşı karşıya gelmek yerine, devletimizle diyalog ve iş birliği içerisinde sorunlarımızı aşabileceğimize inanıyoruz.
7. Türkiye’nin yeni yüzyılında Alevi-Bektaşi toplumunun nasıl bir gelecek perspektifi geliştirmesi gerektiğini düşünüyorsunuz? Dernek olarak nasıl bir iz bırakmayı hedefliyorsunuz?
Burada en büyük sorumluluk öncelikle dedelerimize, analarımıza ve biz dernek yöneticilerine düşüyor.
Edep, erkân ve yol bizdedir. Hak-Muhammed-Ali anlayışını, Dört Kapı Kırk Makam öğretisini, aslımızı ve özümüzü genç kuşaklara anlatmak bizim görevimizdir.
Gençlerimize Hoca Ahmed Yesevi’yi, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’yi, Pir Sultan Abdal’ı ve On İki İmamları anlatmalıyız.




