Azerbaycan’da başörtüsüne yönelik kısıtlamaların ardından başlayan tartışmalar, eğitim kurumlarının sınırlarını aşarak toplumsal ve siyasi bir meseleye dönüştü. Başörtülü öğrencilerin okullara alınmaması, öğretmenlerin çalışma hayatında karşılaştıkları sorunlar ve protestolarda yaşanan gözaltılar kamuoyunda farklı tepkilere neden oldu. Azerbaycan’daki üniversite öğrencileri ve çalışan gençlerle gerçekleştirdiğimiz özel röportajda, yaşanan gelişmeleri doğrudan gençlerin gözünden değerlendirdik. Gençlerin sözlerinde yalnızca başörtüsü meselesi değil; eğitim hakkı, din ve vicdan özgürlüğü, toplumsal huzur ve Türkiye-Azerbaycan kardeşliğine ilişkin kaygılar da öne çıktı.
Azerbaycan’da 2026 yılının eylül ayında eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarına ilişkin yapılan düzenlemeler, ekim ayında ülke genelinde tartışmaların büyümesine neden oldu. Azerbaycan Bakanlar Kurulunun 21 Eylül’de öğrencilerin okul kıyafetlerine ilişkin kabul ettiği değişiklik, üniforma bütünlüğüne ve eğitimin laiklik ilkesine aykırı görülen ek kıyafet unsurlarına sınırlama getirdi. 6 Ekim’de ise öğretmenlerin kıyafetlerine ilişkin yeni kurallar kabul edildi.
Düzenlemelerin metninde doğrudan başörtüsünü yasaklayan bir ifade bulunmamasına rağmen bazı okul yönetimlerinin kuralları bu şekilde yorumlaması, başörtülü öğrencilerin derslere alınmaması ve öğretmenlerin kıyafetlerini değiştirmeye zorlandıkları yönündeki haberlerle birlikte yeni bir tartışmanın kapısını araladı.
Özellikle 12 Ekim’den itibaren okul önlerinde gerçekleşen protestolar, öğrenci ve velilerin tepkileriyle birlikte ülke gündeminde geniş yer buldu. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, Bakü’de yaşanan olayların ardından 37 kişinin gözaltına alındığını açıklarken, bazı gösterilerde okul personeliyle çatışmalar ve kamu düzenini bozan eylemler yaşandığını bildirdi.
Uluslararası Af Örgütü ise 16 Ekim tarihli açıklamasında, başörtüsü nedeniyle eğitim kurumlarına alınmadığı bildirilen öğrencilerin durumuna dikkat çekerek barışçıl protestocuların gözaltına alınmasını eleştirdi.
Bir tarafta devletin laik eğitim anlayışı ve kıyafet düzenlemeleri, diğer tarafta bireylerin inanç özgürlüğü ve eğitim hakkı bulunuyor. Tartışmanın merkezindeki temel mesele de bu iki alan arasında nasıl bir hukuki ve toplumsal denge kurulacağı sorusunda düğümleniyor.
Yaşanan gelişmeler üzerine Azerbaycan’da öğrenim gören üniversite öğrencileri ve çalışma hayatındaki gençlerle iletişime geçerek ülkenin son dönem politikalarına ilişkin değerlendirmelerini aldık.
Gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, tartışmanın gençler arasında tek yönlü değerlendirilmediğini gösterdi. Bazı katılımcılar başörtüsüne yönelik kısıtlamaların tamamen kaldırılması gerektiğini savunurken, bazıları küçük yaştaki çocuklar bakımından okul kıyafeti düzenlemelerinin belirli sınırlar içerisinde uygulanabileceğini düşünüyor.
Bununla birlikte görüşmelerde özellikle eğitim hakkına erişim, öğretmenlerin mesleki durumları ve protestolarda yaşanan olaylar dikkat çekti.
Gençlerin bir bölümü, öğrencilerin başörtüsü nedeniyle okullara kabul edilmemesine yönelik tepkileri anlayışla karşıladıklarını ifade etti. Ancak bu görüşü paylaşanlar arasında dahi protestolar sırasında şiddete başvurulmasını doğru bulmayanlar bulunuyor.
Görüşlerini aktaran bir genç, protestoların kendi kuşağında dayanışma ve gurur duygusu uyandırdığını söylerken okul binalarına zarar verilmesi ve güvenlik görevlilerine saldırılması gibi olayları kabul edilemez olarak değerlendirdi.
Bu yaklaşım, Azerbaycan’daki tartışmanın önemli bir yönüne işaret ediyor: Kısıtlamalara karşı çıkmak ile protestolarda gerçekleştirilen her eylemi desteklemek aynı tutum olarak görülmüyor.
Röportajımızda en dikkat çekici ifadelerden biri, başörtüsü nedeniyle okullarına giremedikleri belirtilen kız öğrenciler hakkında oldu.
Katılımcılardan biri yaşananlara ilişkin düşüncesini, “Kapıda durup ağlayan kızları görmek hoş değil” sözleriyle dile getirdi.
Bu ifade, görüşmelerde eğitim hakkının neden öne çıktığını da açıklıyor.
Özellikle 9. ve 11. sınıflarda öğrenim gören öğrencilerin durumuna dikkat çeken katılımcılar, sınavlara hazırlanan çocukların derslerinden uzak kalmasının eğitim hayatlarında telafisi güç sorunlara neden olabileceğini düşünüyor.
Eğitim meselesinin yalnızca okul binasına girmekten ibaret olmadığını, öğrencilerin sosyal çevreleri, arkadaşlık ilişkileri ve gelecek beklentileriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten görüşler, konunun sosyolojik boyutunu da gündeme taşıyor.
Nitekim tartışmaların yaşandığı dönemde bazı öğrencilerin başörtülü arkadaşlarına destek amacıyla derslere katılmadıkları, bazı öğretmenlerin ise okul dışında eğitim vermeye çalıştıkları uluslararası basına yansıdı.
Bu görüntüler, okul kıyafeti üzerine başlayan tartışmanın öğrenciler arasındaki dayanışma duygusunu da harekete geçirdiğini ortaya koydu.
Başörtüsü meselesinde dikkat çeken bir diğer başlık, yıllardır eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin karşı karşıya kaldıkları uygulamalar oldu.
Uluslararası basına yansıyan haberlerde, bazı başörtülü öğretmenlerden kıyafetlerini değiştirmelerinin istendiği, bunu kabul etmeyenlerin ise okullara alınmadığı bildirildi.
14 Ekim’de Al Jazeera’ya konuşan, Bakü’de 23 yıllık mesleki deneyime sahip İngilizce öğretmeni Gülşen Aliyeva da başörtüsü nedeniyle kendisinin ve kızının okula alınmadığını anlattı.
Görüşlerini aldığımız Azerbaycanlı gençler arasında da eğitim çalışanlarına yönelik kısıtlamaları öğrencilerin durumundan ayrı değerlendirenler bulunuyor.
Bir katılımcı, çocuklara ilişkin kıyafet düzenlemelerinin belirli gerekçelerle tartışılabileceğini, ancak yetişkin eğitim çalışanlarının başörtüsü nedeniyle mesleklerini sürdürememelerinin daha ciddi bir sorun olduğunu ifade etti.
Bu yaklaşımda dikkat çeken unsur, çocukların eğitim ortamlarına ilişkin düzenlemeler ile yetişkinlerin bireysel inanç tercihlerinin aynı hukuki ve toplumsal çerçevede değerlendirilmemesi gerektiği düşüncesi oldu.
Azerbaycan, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan, ancak anayasal düzeni laiklik ilkesine dayanan bir ülke.
Azerbaycan Anayasası’nın 18. maddesi din ile devlet işlerinin ayrılığını ve devlet eğitim sisteminin laik niteliğini düzenlerken, 42. maddesi eğitim hakkını, 48. maddesi ise vicdan özgürlüğünü güvence altına alıyor.
Dolayısıyla yaşanan tartışma, yalnızca dinî bir sembolün kullanımı üzerine değil, aynı anayasal düzen içerisinde yer alan farklı hak ve ilkelerin uygulamada nasıl bağdaştırılacağı üzerine de yoğunlaşıyor.
Azerbaycan’da kıyafet düzenlemelerini destekleyen çevreler, ortak okul üniformasının eğitimde eşitlik, tarafsızlık ve disiplin bakımından önemli olduğunu savunuyor. Azerbaycan Parlamentosu İnsan Hakları Komitesi Başkanı Zahid Oruj da uygulamanın dinî ayrımcılık olarak değerlendirilmesine karşı çıkarak temel amacın eğitim kurumlarında ortak kıyafet kurallarını korumak olduğunu belirtti.
Buna karşılık düzenlemelere karşı çıkanlar, öğrencilerin kıyafetleri nedeniyle eğitimden uzaklaştırılmasının inanç özgürlüğünün yanında eğitim hakkını da ilgilendirdiğini savunuyor.
Görüşlerini aldığımız gençlerin bir bölümü ise meselenin devam etmesi hâlinde toplumun farklı kesimleriyle devlet kurumları arasındaki güven ilişkisinin olumsuz etkilenebileceğinden endişe ediyor.
Katılımcılardan birinin değerlendirmesinde özellikle çocuklar ve eğitim çalışanları üzerinden gelişen adaletsizlik algısının toplumsal gerilimi artırabileceği görüşü dikkat çekti.
Burada yalnızca mevcut kararların içeriği değil, vatandaşların bu kararları nasıl algıladığı ve uygulamaların gündelik hayatlarında nasıl sonuçlar doğurduğu da önem kazanıyor.
Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmaları, Türkiye kamuoyunda da karşılık buldu.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın başörtülü öğrencilerin eğitimden uzaklaştırılmasına yönelik eleştirileri, Azerbaycan’da iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisinin tepkisine neden oldu. Parti, Türkiye’den gelen bazı açıklamaların Azerbaycan’ın iç işlerine müdahale olarak görülebileceğini savundu.
Böylece eğitim kurumlarındaki kıyafet uygulamaları, iki ülkenin siyasi çevreleri arasında da tartışılan bir başlığa dönüştü.
Görüşlerini aldığımız Azerbaycanlı gençler ise yaşanan anlaşmazlıkların Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihsel ve kültürel bağlardan ayrı değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor.
Katılımcılardan biri, iki ülke arasında zaman zaman siyasi anlaşmazlıkların ortaya çıkabileceğini kabul ederken bu durumun toplumlar arasındaki kardeşliği tamamen ortadan kaldırmayacağını vurguladı.
“Ülkelerimiz arasındaki ilişkiler bazen zor anlar yaşayabiliyor. Ama hiçbir şey onları tamamen bozamaz. Çünkü biz kardeş ülkeleriz!”
Bu sözler, röportajımızda öne çıkan en belirgin mesajlardan birini oluşturdu.
İki devlet, bir millet anlayışıyla tanımlanan Türkiye-Azerbaycan ilişkileri bakımından gençlerin yaklaşımı, siyasi kararlar üzerindeki görüş ayrılıkları ile toplumlar arasındaki aidiyet duygusunun birbirinden ayrı tutulabileceğini gösteriyor.
Röportaj boyunca verilen yanıtlar, başörtüsü meselesinin Azerbaycan gençliği açısından farklı toplumsal soruları beraberinde getirdiğini ortaya koydu.
Bir tarafta inançlarını yaşamaya devam etmek isteyen öğrencilerin eğitim hakkı, diğer tarafta kamu kurumlarının laiklik ve ortak kıyafet anlayışı bulunuyor. Ayrıca öğretmenlerin çalışma hakları, çocukların protestolardaki yeri, güvenlik tedbirlerinin sınırları ve devlet ile toplum arasındaki güven ilişkisi de tartışmanın önemli parçalarını oluşturuyor.
Katılımcıların yanıtlarında farklı çözüm önerilerinin bulunması, gençlerin meseleye tek bir bakış açısından yaklaşmadıklarını gösteriyor.
Kimi başörtüsüne ilişkin sınırlamaların tamamen kaldırılmasını isterken kimi yaşa bağlı düzenlemeler yapılabileceğini düşünüyor. Protestolara destek veren gençler arasında dahi şiddet olaylarına karşı çıkanların bulunması, bu ayrımın bir başka örneğini oluşturuyor.
Görüşmelerden hareketle bütün Azerbaycan gençliğinin aynı düşüncede olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak aktarılan deneyimler ve kaygılar, yaşananların özellikle eğitim hayatı üzerindeki sonuçlarının gençler için önem taşıdığını ortaya koyuyor.
Peki, Azerbaycan gençliği yaşanan gelişmeleri nasıl yorumluyor? Başörtüsü meselesinin geleceği ve iki ülke ilişkileri hakkında ne düşünüyor?
İşte Azerbaycan’daki üniversite öğrencileri ve çalışan gençlerle gerçekleştirdiğimiz özel röportajdan öne çıkan yanıtlar:
Röportajda katılımcılara yöneltilen sorular ve alınan yanıtlar, özgün anlamları korunarak yazım ve anlatım yönünden düzenlenmiştir. Katılımcı isimleri ve görüşleri güvenlik sebebiyle anonim olarak aktarılmıştır.
Gençlerin yanıtlarından:
“Bütün bu olaylar nedeniyle çok sayıda kişinin gözaltına alınmasını görmek oldukça endişe verici.
Bununla birlikte, her gün gerçekleştirilen protestoları görmek genç kuşağımızda bir sevinç, dayanışma ve gurur duygusu uyandırıyor.
Ancak okullarda yaşanan şiddet olaylarını kabul edilemez buluyoruz. Yetişkinlerin, okula gitmeye çalışan çocukları sosyal medyada bu şekilde kullanmasını artık görmek istemiyoruz.
Özellikle bazı ebeveynlerin pencereleri kırması, güvenlik görevlilerine saldırması veya okul kapılarına zarar vermesi gibi olaylar yaşanmasını istemiyoruz.”
Gençlerin yanıtlarından:
“Çocuklarla ilgili kıyafet düzenlemelerini bir ölçüde anlayabiliriz. Ancak okul çalışanlarına yönelik başörtüsü kısıtlamalarını aşırı buluyoruz.
Özellikle okul kapısında bekleyen ve ağlayan kızları görmek hiç hoş değil.
Bu durum bizi üzüyor. Eğitim almak isteyen öğrencilerin böyle görüntülerle gündeme gelmesini istemiyoruz.”
Gençlerin yanıtlarından:
“Bu kısıtlamalar devam ederse başörtülü kız öğrenciler yeterli eğitim alamayabilir.
Özellikle 9. ve 11. sınıflarda okuyan, sınavları yaklaşan öğrenciler var. Başörtüsü nedeniyle okullarında eğitim görmelerine izin verilmediğini belirten çocuklar bulunuyor.
Bu öğrencilerin derslerinden geri kalması ve sınavlara yeterince hazırlanamaması, eğitim hayatlarını olumsuz etkileyebilir.”
Gençlerin yanıtlarından:
“Öncelikle Azerbaycan nüfusunun büyük çoğunluğu Müslümandır. Bu kararın devlet ile halk arasındaki ilişkileri olumsuz etkilediğini düşünüyoruz. Yaşanan gelişmeler de bunu gösteriyor.
Burada iki önemli mesele var. Birincisi, yaşanan olayların sorumlusu olmayan ve anayasal hakları gereği eğitim almaları gereken çocuklardır.
İkincisi ise yıllardır çalışan, ancak başörtüsü nedeniyle işini kaybettiği belirtilen ya da çalışma hayatında sorun yaşayan eğitim çalışanlarıdır.
Bütün bunlar toplumda adaletsizlik duygusu oluşturuyor. İnsanlar kendilerine adil davranılmadığını düşündüklerinde halk ile hükümet arasındaki ilişkiler de geriliyor.”
Gençlerin yanıtlarından:
“Gerilimin ilk olarak Türkiye kamuoyunun Azerbaycan hükümetinin kararlarını eleştirmesiyle başladığını düşünüyoruz.
Ardından Türkiye’deki bazı siyasi çevrelerin ve yetkililerin de Azerbaycan’ın bu kararına yönelik eleştirilerini gördük.
Elbette bu tür gelişmeler ülkelerimiz arasındaki ilişkilerde zaman zaman zor anlar yaşanmasına neden olabilir.
Ancak hiçbir şeyin ilişkilerimizi tamamen bozabileceğine inanmıyoruz.
Çünkü biz kardeş ülkeleriz!”
Gençlerin yanıtlarından:
Bu soruda katılımcılar arasında farklı yaklaşımlar ortaya çıktı.
Bir katılımcı, başörtüsüne ilişkin düzenlemelerin yaş gruplarına göre değerlendirilmesi gerektiğini savunarak şu ifadeleri kullandı:
“14 yaşın altındaki kız çocukları için belirli başörtüsü kısıtlamaları getirilebilir. Ancak daha büyük yaştakiler ve yetişkinler için başörtüsü takmaya yönelik kısıtlamalar tamamen kaldırılmalıdır.”
Bir başka katılımcı ise daha kesin bir tutum ortaya koydu:
“Bu kısıtlamalar tamamen kaldırılmalıdır!”
ÖZEL HABER | Azerbaycan’daki Üniversite Öğrencileri ve Çalışan Gençlerle Gerçekleştirilen Röportaj
Haberin saha bölümünde kullanılan değerlendirmeler, görüşülen katılımcıların aktardıklarıyla sınırlıdır. Röportaj, kamuoyu araştırması veya Azerbaycan gençliğinin tamamını temsil eden bir anket niteliği taşımamaktadır.