enflasyonemeklilikötvdövizakpchpmhp
DOLAR
33,0199
EURO
35,9648
ALTIN
2.549,50
BIST
11.043,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Cumartesi Açık
32°C
Pazar Parçalı Bulutlu
32°C
Pazartesi Az Bulutlu
33°C
Salı Az Bulutlu
34°C

Diş Hekimi Ahmet Toprak ile Röportaj

Diş Hekimi Ahmet Toprak ile Röportaj
Ekip Türkiye
A+
A-

“BİR HEKİMİN HASTAYA GARANTİ VERMESİ HUKUKEN SUÇTUR”

Röportaj: Meltem Suzan Zeki

Adana Çukurova Üniversitesi’nde akademik kariyer imkânı varken memleketine olan sevgisi ve ailesine olan düşkünlüğünden dolayı Kayseri’de çalışmayı seçen, kısa sürede Kayseri’nin en başarılı ve çok sevilen diş hekimlerinden biri olan Ahmet Toprak ile ASKON vasıtasıyla tanıştık. Kayseri’de misafir olduğumuz bir dönemde kızımın diş tedavisi için muayenehanesine gittik. Kızım daha ne olduğunu anlamadan ve oyun oynuyoruz zannederken 2 dişi çekilmişti bile. Çocukluğumda diş hekimi travması yaşamış ve hala atlatamamış olduğumdan, Ahmet beyin özenli ve şefkatli muamelesi çok dikkatimi çekti. Sonrasında Kayseri’nin önde gelen bazı isimlerinin ağzından kendisinin adını sıkça duymaya başladım. Özellikle implant tedavisi yaptıran ve memnuniyetlerini dile getiren dostlarımın çoğunun doktoru Ahmet bey idi. Kendisini tanıdıktan sonra daha net anladım ki mesleğini aşkla yapan insanların başarılı olması kaçınılmaz oluyor. Sohbetimiz sırasında söylediği şu sözler bunu ispatlıyor: “Yaptığım seçimden dolayı çok mutluyum. Bugün yeniden sınava girecek olsam ve sınavın sonucu açıklandığında Türkiye birincisi olduğumu da öğrensem yine diş hekimliğini seçerdim. Benim karakterime, mizacıma, yapıma çok uygun olan bu mesleğin, özellikle klinisyen diş hekimliğinin bana Allah’ın lütuflarından biri olduğunu düşünüyorum.” 7 yıldır kendi kliniğinde hizmet veren Klinisyen Diş Hekimi Ahmet Toprak ile implant cerrahisi üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

İmplant tedavisi uzun yıllardır yapılıyor olmasına rağmen son yıllarda daha çok revaçta olmasının sebebi nedir?

Son dönemde implantın bu kadar revaçta olmasının sebebi, hastaların farkındalığının artmasıdır. Bundan 30 yıl öncesine kadar insanlar diş sorunlarının çözümü konusunda, çürük dişleri çektirmekten ötesini düşünmüyorlardı. Son 20 yıldır insanların, ağız ve diş sağlığı konusundaki farkındalıkları gitgide artıyor. Dişi çektirip yerinde oluşan boşluğu doldurulmasına ihtiyaç duymadan ömürlerini tamamlayabiliyorken şimdi Hollywood Smile dediğimiz gülüş tasarımı gibi kavramların hayatımıza girmesiyle insanların da diş sağlığına bakış açıları değişti. Ben 13 yıldır implant tedavisi uyguluyorum. Benim mezun olduğum yıldaki dolar-euro kuru ile günümüzdeki kur üzerinden hesaplama yapıp karşılaştırdığımızda, implant cerrahisinin günümüzde 13 sene öncesine kıyasla yarı yarıya daha uygun olduğunu görüyoruz. O zamanlar çok çok pahalıydı çünkü diş hekimleri, implant malzemelerini, tedarikçi firmalardan çok ciddi rakamlara temin edebiliyorlardı. Son yıllarda Türkiye’de yerli tedarikçi firmaların artmasıyla birlikte bu maliyetler az da olsa düştü. Firma sayısı arttıkça, arz talep dengesi de değişti. Fiyatlar düştükçe insanların ulaşabilirliği arttı. Kolay erişebilirlik, implant cerrahisini daha popüler hale getirdi diyebiliriz.

Bu farkındalığın artmasında sosyal medyanın da etkisi olabilir mi?

Kesinlikle etkisi var ama sadece sosyal medyada veya fotoğraflarda güzel görünmek için değil metropol hayatın gerekliliği olarak iyi bir görünüme sahip olmak için uğraşıyorlar. Bu da ağız ve diş sağlığı alanına daha fazla özen göstermek olarak sonuçlandı. Günümüzde insanlar kendine daha iyi bakıyor.

İmplantın, hareketli protez gibi diğer diş tedavilerine kıyasla avantajları nelerdir?

Bir veya iki eksik diş olması durumunda genellikle kaplama diş gibi seçeneklerle çözüm üretiyorken onu yaptığımız dönemde etrafındaki sapasağlam, pırıl pırıl dişleri bir parça düzeltmek durumunda kalıyorduk. Ancak implant yaptığımızda bu problem ortadan kalkıyor. Kar-zarar dengesi olarak sağlık açısından daha karşı bir tedavi zira etrafındaki dişlere zarar vermemiş oluyoruz.
İmplant tedavisinin en büyük avantajı tamamen dişsiz bir hastayı takıp çıkarılabilen bir protezden kurtarıyor olmasıdır. Zira hareketli protez kullanmak hasta açısından pek keyifli değildir. Ben de hastalarıma hareketli protezi genelde önermiyorum. Hareketli protezde bazı kısımlarda takılma, yanak ve diş etine temasla rahatsızlık verme sorunları sıklıkla oluşuyor. Çünkü işlem sonunda ve devamındaki yaşamda hasta mutlu olmadığında hekim de mutlu olamıyor. Her hekim gibi ben de yaptığım tedavinin ardından hastanın yüzünde mutluluk görmek isterim. Çıkarmak zorunda olmadıkları bir protez ile hastalara çözüm üretmek hastayı da hekimi de mutlu ediyor.

İmplantın ömürlük bir tedavi olduğuna dair bir inanış var. Bir röportajınızda bunun yanlış olduğunu söylemiştiniz. Bu iddianın ortaya çıkış sebebi nedir? İmplant tedavisinin ömrü nedir?

İmplant tedavisi için gelen hastalarımızın çoğu çevrelerinde implant yaptıran tanıdıklarından aldıkları bilgiler neticesinde karar vererek bize geliyorlar. Maalesef etraftan duydukları ancak eksik olan en önemli bilgi, implantın ömürlük bir tedavi olduğudur. Hastalarımızın çoğu implant yaptırdıktan sonra ömür boyu dişleriyle ilgili problem yaşamayacaklarını düşünüyorlar. Eskiden implant cerrahisinde ‘ömür boyu garanti’ sloganı ile reklam yapan klinikler vardı. Bizden önceki jenerasyonun hekimleri de o dönemde yeni ortaya çıkmış bir tedavi olan implantın prognozunu pek kestiremediler. Bu sebeple hastalarına ‘ömürlük tedavi’ sözünü vermişler. Hastalarımızı ikna etmekte yaşadığımız en büyük problem de maalesef budur. Hastanın implant cerrahisi sonrasındaki öz bakımı, tedavinin prognozunu etkileyen en önemli faktördür. Biz hekim olarak tedavi hakkında garanti verirken, hastanın kendine ve dişlerine nasıl bakacağını, dişlerini günde 2 kere fırçalama kuralına uyup uymayacağını, diş eti ile implant üzerindeki üst yapının arasını diş ipiyle temizleyip temizlemeyeceğini, ağız gargarasını kullanıp kullanmayacağını hatta hastanın ilerde kemoterapi, radyoterapi alıp almayacağını, diyabete yakalanıp yakalanmayacağını bilmeden ucu açık sözler vermemeliyiz. Zaten yasal kanunlarımıza göre bir hekimin hastaya garanti vermesi hukuken suçtur zira sağlıkta garanti söz konusu bile değildir.

Kayseri Diş Hekimleri Odası Disiplin Kurulu’nda karşımıza bununla ilgili hasta şikayetleri de geliyor. Hekim hastaya implantın ömür boyu garantili olduğu bilgisini vermiş ve hasta diş kaybı yaşamış. Haklı olarak hekimden verdiği garantiyi talep ediyor. İşin en sıkıntılı kısmı ise implant tedavisinin sürekli tekrarlanabilir bir tedavi olmamasıdır. İmplantı kaybeden bazı hastalarımızda sorunu çözmeye ne kadar çalışsak da implant kaybının olduğu kısımda bazen kemik kalmadığında ve kemik oluşturmamızın imkânsız olduğu durumlarda yapabileceğimiz hiçbir şey kalmıyor. Kemik tozları ile kemik oluşturmaya gayret ediyoruz ancak bunu bile yapamayacağımız durumlarla da karşılaşabiliyoruz. Böyle bir durumda hastaya garanti vermiş olsak da o diş boşluğunda implantı tutturabileceğimiz bir kemik olmadığı zaman elimiz kolumuz maalesef bağlanıyor. Bu sebeple hekim, her ihtimali düşünerek hastasına garanti vermemelidir. Elbette yapabileceği tek bir şey bile olsa hekim tedaviyi yapmalı ve hastayı eski konforuna kavuşturmalıdır.

İmplant tedavisi yaptıran ve Avrupa’da yaşayan bir hasta, yeni dişiyle bir problem yaşadığında bu sorunu nasıl çözüyorlar? Diş hekimine uzak olmaları bir dezavantaj olmuyor mu?

Yurtdışından gelen hastalarımızla ilgili yaşadığımız en büyük problem bu aslında. İmplant tedavisi bittikten ve her şeyin yolunda olduğunu gördükten sonra hastamız yaşadığı ülkeye geri dönüyor. Ancak bazı hastalarımızda birkaç yıl sonra bazılarında ise implant yapıldıktan kısa süre sonra diş kaybı oluşuyor. Avrupa’daki hekimler bu sorunu çözmeyi kabul etmiyorlar. Bu durumda hastalar yeniden Türkiye’ye gelmek zorunda kalıyorlar.

Ben implant yaptığım her hastama, özellikle yurt dışından gelen hastalarıma tedaviye başlamadan evvel, karşılaşabilecekleri sorunları, sıkıntıları açık yüreklilikle anlatırım. İmplant tedavisini özellikle maliyeti uygun olduğu için Türkiye’de yaptıran hastalarımın, bir sorun çıktığında tekrar gelmelerinin gerekebileceğini ve planlamadıkları bir yol masrafının yanında seyahat için zaman ayırmak zorunda kalabilecekleri gibi durumlara hazır olmaları gerektiğini söylerim. Hastalarımızı her türlü olasılığa karşı uyarıyoruz ve kabul ederlerse tedaviye başlıyoruz.

Burada yaşayan hastalarımla ilgili böyle bir problem zaten yok, ne zaman sorun olursa hemen müdahale ediyoruz ve çözüyoruz. Kayıp oranı %3 ile %5 arasında olduğu için şanslıyız zira bu oran hastalarımızın çoğunun yeniden gelmek zorunda kalmadığını gösteriyor.

Acil bir diş problemi olduğunda ne yapıyorlar? Estetik için insanlar genelde uygun zamanı beklerler ancak diş sorunları bekleyemez. Bu tür acil durumlarda Avrupa’da yaşayan Türkler buraya gelmeyi bekliyorlar mı?

Apse yapmış diş veya çekim gibi çok acil müdahale gereken durumlarda ağrıları dindirecek ilk müdahaleyi yaşadıkları bölgedeki diş hekimlerine yaptırıyorlar. Bu konuda yaşadıkları en büyük problem ise Avrupa’daki diş hekimlerinin hastalara sitem etmesi ve sorun çıkarması oluyor. Dişi nerede yaptırdıysanız sorunun çözümü için de oraya gidin söylemleriyle karşılaşıyorlar. Avrupa’daki hekimler Türkiye’de yapılan tedavilerin sonrasındaki süreci üstlenmek istemiyorlar. Bunun birkaç sebebi var. En önemlisi ülkelerinden döviz çıkışı olması. Diğeri ise kendilerinin kazanacağı parayı Türk hekimlerine aktarılıyor olması. Son yıllarda azalmış olsa da önceden Avrupa’ya yerleşen Türklere karşı ciddi bir önyargı vardı ve genelde dışlanıyorlardı. Bu durumu hala devam ettiren insanlar maalesef var. Eğer bu önyargıya sahip bir hekime denk gelirlerse bir nevi intikam güdüsü ile hastaya tepki gösterebiliyorlar. Kanal tedavisi, dolgu gibi kısa sürede çözülmesi gereken müdahaleleri yaşadıkları ülkedeki hekimlerin çözmesini sağlayıp implant gibi işlemler için Türkiye’ye gelmeyi bekliyorlar. Bizim hastalarımızın çoğu implant yaptıran kişilerden oluşuyor. Avrupa’da yaşayan Türklerin çoğu Türkiye’ye implant tedavisi için geliyorlar. Çünkü Avrupa ile Türkiye arasında 5 kat fiyat farkı var. Dolayısıyla 5 kat fazla ödemektense Türkiye’de yaptırmayı tercih ediyorlar. Tek sebep para da değil elbette. İnsanlar kendi ülkelerinin doktorlarına daha çok güveniyorlar.

Avrupalı Türkler sizinle sağlık turizmi şirketleri aracılığıyla mı iletişime geçiyorlar?

Kayseri’de sağlık turizmine ciddi bir yönelim yok. Memleketi Kayseri olan ve Avrupa’da yaşayan Türklerin çoğunun akrabaları burada olduğundan yaz aylarında memleketlerini ziyarete geliyorlar. Açıkçası Kayseri’ye tatil için değil sıla-i rahim düşüncesi ile geliyorlar. Hastalarımızın birçoğu burada yaşayan yakınlarının tavsiyesi ile bize ulaşıyorlar. Bazıları ise Avrupa’ya gitmeden öncesinde bizimle tanışan insanlardan oluşuyor. Buraya gelen Avrupalı hastalarımın birçoğu daha önceden dişlerini yaptığımız hastalarımızın Avrupa’da bizi önermesi ile bize ulaştılar. Zaten Avrupa’daki Kayserililer genelde aynı bölgelerde yaşamayı tercih ediyorlar. Evlerinin, işlerinin olduğu muhitler ve vakit geçirdikleri yerler genelde aynı oluyor.

İmplant tedavisinin Avrupa’daki maliyetleri ile ülkemizde yaptırmaları arasındaki artılar eksiler kıyaslandığında Türkiye’de hem doktor hem hasta açısından kazanç durumu ne oluyor?

Avrupa’da diş tedavisi oldukça maliyetlidir. Türkiye’de implant tedavisi Avrupa ile kıyaslandığında çok daha uygun oluyor. Hatta bir kere gelip tedaviyi yaptırdıktan sonra bir sorun çıksa ve yeniden gelmek zorunda kalsalar dahi tedavinin devamı, uçakla seyahat ve konaklama masrafları tekrarlansa bile yine de Avrupa’da ödeyecekleri rakamların altında kalıyor. Avrupa’dan gelen hastalar bu konuda çok şanslı diyebiliriz çünkü Türkiye’de işçilik ücreti biraz daha uygun. Bunun sebeplerinden biri Türkiye’de çok fazla hekim olmasıdır. Örneğin Almanya’da 12 bin – 15 bin kişiye bir hekim düşüyorken Türkiye’de 3-4 bin kişiye bir hekim düşüyor. Hekimler açısından bakıldığında ise elbette kazanç sağlıyoruz. Bizimle birlikte devletimiz de kazanıyor. Özellikle diş hekimliği, daha sabırla ve uzun soluklu bir tedavi sürecini göğüslemeyi gerektiriyor. İmplant tedavisi özelinde örnek verecek olursak bir hastamız tedaviye başladığı zaman 3-4 aylık bir zaman süresince mesai yapmamız gerekebiliyor. Haliyle gün içerisindeki mesai saatlerini doldurmuş oluyor. Bu sebeple yeni hastalara randevu vermek konusunda sıkıntı yaşayabiliyoruz.

İmplant tedavisine uygun olmayan hasta profilini nasıl tanımlarsınız?

İmplant tedavisi, hemoglobin ABC’si, 6 aylık kan şekeri 7.5 değerinin üzerinde olan hastalar için risklidir çünkü implant cerrahisi sonrasında hastanın bağışıklık sistemi devreye girmektedir. Zira bedene yabancı bir madde entegre etmekteyiz ve vücudun bunu kabul etmesini beklemekteyiz. Şekeri yüksek olan hastalarda yara iyileşme süresinin uzun olması ve bağışıklığının düşük olması gibi etkenler, işlemin başarılı olmasını engelleyen faktörlerdendir. Kan hücreleriyle beraber gezen glikoz maddesi bağışıklık hücrelerini baskılayarak iyileşmeyi geciktirmekte ve zamanla implantın kaybına yol açmaktadır. Bu durumda implant tutunamaz ve diş kaybı meydana gelir. İmplant tedavisi isteyen her hastamızın önce belirli testlerden geçmesi gerektiğini belirtiriz.

Özellikle diyabeti olan hastalardan bu testleri istiyoruz. Kalp rahatsızlığı olan ve kan cıvıtıcı ilaç kullanan hastalarda hekim kontrolünde implant uyguluyoruz. Bazı hastalarımızda hekimler bu ilaçların kesilmesini uygun görmüyor. Bu hastalarımızı takip altında tutuyoruz ve hekiminin müsaade ettiği zamanda implant işlemini uyguluyoruz. Bizim için en ciddi risk grubu, kemoterapi ve radyoterapi alan hastalarımızdır.

Bu gruptaki hastalarımızın hem bağışıklıkları çok düşük oluyor hem de osteoradyonekroz dediğimiz kemik hücrelerindeki iyileşim bozukluğu oluşması sorunları olduğundan, cerrahi işlem sonrasında kemiklerin ve diş etlerinin iyileşmesi de çok zor oluyor. Bu gruptaki hastalarımızın implant tedavisini hem hekim kontrolünde ve hem de kemoterapiden 1 yıl sonra yapmaya çalışıyoruz. Kan değerlerine göre implanta hazır olup olmadığına hekimi karar veriyor. Kemoterapi almış hastalarımızın 1 yıl sonra kan değerleri normale dönebiliyor ancak baş, boyun bölgesine radyoterapi almış ise implant ile tedavi etmekten kaçınıyoruz. Zira bazen iyi bir şeyler yapmaya çalışırken hastanın var olan sağlığı da geriye doğru gidebiliyor. Örneğin ileri düzey bruksizm (diş sıkma) hastalığı olan hastalar, implant için risk grubundadır. Bruksizm, ağız içerisinde bulgusu veya tedavisi olan bir hastalık değil, tamamen psikolojik kaynaklıdır. Bruksizm sorunu olan hastalarımız, farkında olmadan bazen kendi dişlerinin bazen de yaptığımız implant dişin kaybına sebep olabiliyorlar. Bruksizm sorununu, koruyucu gece plakları ile ya da çiğneme kaslarına botoks uygulayarak çözebiliyoruz. Bu işlemler sayesinde hastayı kontrendikasyon durumundan (herhangi bir ilaç veya tıbbi ürünün kullanılmaması gereken durum) kurtarabiliyoruz. Son olarak 18 yaşından küçük hastalarımıza implant tedavisi uygulamıyoruz zira büyüme gelişiminin tamamlanması gerekmektedir. İmplant, sabit bir tedavidir ve büyüme döneminde tüm organlar ve kemikler büyümeye devam ederken implant sabit kalacağından hastaya sorun yaratacaktır. 18 yaşından önce diş kaybı yaşamış hastalarımızda yer tutucu yapmaya özen gösteriyoruz. Daimî kullanacağı dişi kaybeden 18 yaş altı hastalarımızda, boş kalan bölgeye implant yapmayı planlıyor isek o bölgeye takıp çıkarılabilir bir aparat ile mevcut boşluğu tutmaya çalışırız. Aksi halde büyüme gelişiminin devam etmesi ve 20 yaş dişlerinin çıkmasıyla birlikte çeneyi öne doğru baskılayıp diş boşluğunun kapanmasına yol açıyor. Bu da çenede bozukluğa sebep olabiliyor. Hasta ilerleyen yaşlarda implant yaptırmak istese de yaptıramayabiliyor.

Peki, hastalar test yaptırdığını ve sağlık problemi olmadığını belirtirse sadece hastanın söylemine güvenerek işlem yapıyor musunuz? Yoksa bir belge ile gelmesi mi gerekiyor?

Anamnez (doktorun hastaya teşhis koyma amaçlı hastaya sorduğu sorular sonucu elde ettiği hasta öyküsü) aldığımız hastanın genel sağlık durumunda bu bilgileri mutlaka sorguluyoruz. Her gelen hastaya bir test yapma şansımız olmadığı için Zaten hastalar test yapmamızı kabul etmiyorlar hatta hastaneye giderken de keyif almıyorlar. Bir an evvel işlemlerini yaptırıp kurutulmak istedikleri için en kısa zamanda en hızlı çözümü üretmemizi bekliyorlar. Bu sebeple, anamnezde sorun yaratacak bir bilgi vermemiş ise hastaya tedavi uyguluyoruz.

İmplant yaptıran bir hasta sonradan diş teli taktırmak isterse mümkün olabilir mi?

Bu en baştan yapılması gereken tedavidir çünkü implant asla hareket etmez. Ortodonti tedavisi planlayan hastalarımızın bunu başta belirtmesi gerekir. Ortodonti tedavisinin bitene kadar asla implant yapılmamalıdır. Dişlere uyguladığımız hareketlerde dişler, kemik içerisinde bulunan sharpey lifleri sayesinde rahatlıkla hareket edebilirler ancak implant hareket edemeyeceği için tedavinin akışını bozar. Bu nedenle implant cerrahisi, ortodontik tedavi sonrasına planlanmalıdır.

Sohbetimizin başında hekimin hasta memnuniyetini son derece önemsediğinden bahsetmiştik. Bu konuyla alakalı hastaların zihninde oluşan yaygın bir önyargıdan bahsedelim. Hastalar çoğunlukla klinisyen diş hekimlerinin veya özel hastanelerde çalışan doktorların, hastaları müşteri olarak görmesi inanışına karşı neler söylemek istersiniz? Hastalar bu konudaki kuruntularında haklı mıdır yoksa yanılıyorlar mı? Örneğin bir diş hekimi sadece gerekmedikçe sırf kazanç sağlamak için dişe gereğinden fazla işlem uygulayabilir mi?

Bunu bizim hastalarımızdan da sıklıkla duymaktayız. “X bir hekime gittim, para kazanmak için bana gereksiz yere X bir işlem uyguladı” gibi söylemlerle karşılaşıyoruz. Etik değerler gereği bir hekimin asla ve asla parayı ön planda tutarak daha fazla kazanç elde etmek adına böyle bir şey yapabileceğini düşünmüyorum. Bu insanların kuruntusundan ibarettir. Hepimiz Hipokrat yemini ediyoruz. Önceliğimiz her zaman hastamızın sağlıdır. Bazı gereklilikleri hastalarımız çoğu zaman algılayamayabiliyor. Bazı işlemler o günün şartlarında gerekli olabiliyor, yapılıyor ve bir zaman sonra bakımsızlıktan veya başka sebeplerden hastanın sıkıntı yaşamasıyla sonuçlanabiliyor. Şunu da belirtmek sağlıklı olacaktır ki bazen hekimler, yanlış teşhisten kaynaklı olarak art niyet olmaksızın yanlış kararlar verebilirler ancak bunun nedeni kesinlikle para değildir. Hiçbir meslektaşımın böyle bir şeye tenezzül edeceğine inanmıyorum.

Ahmet Toprak Kimdir?

1986 yılında Kayseri’de doğdu. Lise eğitimini Kayseri Melikgazi Lisesi’nde tamamladıktan sonra 2010 yılında Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nden mezun oldu. 13 yıldır Klinisyen Diş Hekimi olarak çalışmaktadır. Kayseri Diş Hekimleri Odası Disiplin Kurulu Üyesi ve ASKON Kayseri Yönetim Kurulu Üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır.

Röportaj: Meltem Suzan ZEKİ