Hayrunnisa Çiçek: Suriye Hapishanelerindeki Kadınların Sesini Dünyaya Duyurmak İstedim
Haber: İlk Bakış Gazetesi

Savaşlar, yalnızca cephelerde değil, görünmeyen karanlık odalarda da en savunmasızları hedef alır. Suriye’de yıllardır süregelen iç savaş, sadece siyasi ve askeri dengeleri değil, binlerce kadının hayatını da altüst etti. Kadınlar, savaşın en ağır bedellerini ödeyen kesimlerden biri oldu; işkenceye, cinsel şiddete ve insanlık dışı muamelelere maruz kaldılar.
Gazeteci ve araştırmacı Hayrunnisa Çiçek, sahada edindiği deneyimleri akademik bir çerçevede ele alarak bu konuya ışık tutan önemli bir çalışma gerçekleştirdi. Yüksek lisans tezi olan “Suriye Savaşında Hapishane Deneyimi Yaşayan Kadınların İncelenmesi”, savaşın karanlık yüzünü kadınların tanıklıklarıyla ortaya koyuyor. Çiçek, saha araştırmaları, insani yardım faaliyetleri ve gazetecilik birikimiyle, savaşın mağdur ettiği kadınların sesini duyurmak için yola çıktı ve akademide bu alandaki ilk çalışmalardan birini gerçekleştirdi.
İlk Bakış Gazetesi okurlarına özel gerçekleştirdiğimiz söyleşide, Hayrunnisa Çiçek’in tezine nasıl karar verdiğini, saha araştırmalarında karşılaştığı zorlukları ve Suriye’deki kadın mahkumların yaşadığı insanlık dışı koşulları konuştuk. Savaşın gölgesinde kalan kadınların hikâyelerini akademik bir çerçeveye oturtan bu çalışmanın detaylarını kendisinden dinliyoruz.
- Tez konusuna nasıl karar verdiniz ?
Suriye Savaşı başladıktan sonra 2013 itibari ile sıcak bölgelere giderek bir taraftan gazetecilik yaparken, diğer taraftan insani yardım çalışmalarında yer aldım. Maalesef her savaşta olduğu gibi Suriye’de de savaşın acımasız yüzünden en fazla etkilenen grup kadınlar ve çocuklardı. Çalışmalarımızı daha çok kadınlar özelinde devam ettirmeye karar verdik. Esad rejimi kadınları bir savaş silahı olarak kullanıyor ve kadınları mesnetsiz suçlamalarla hapse atıyordu. Özellikle muhaliflere destek verdiği iddiası ile kontrol noktalarından, evlerinden, sokaklardan toplanan kadınlar, ailelerinden koparılarak kimsenin bilmediği hapishanelere, kontrol merkezlerine, savaş ortamından dolayı hapishaneye dönüştürülen metruk binalar alınarak aylarca, yıllarca zulüm, işkence, taciz ve tecavüzlere maruz bırakılıyor, acımasız şekilde öldürülüyordu.

Bu durumu savaş ekonomisinde geçim kaynağı haline getiren rejim askerleri, bu kadınların özgürlüğüne karşın çok büyük fidyeler topluyordu. Bu duruma dikkat çekebilmek, kadınların yeniden özgürleşebilmesi amacıyla 2018 Mart ayında İHH’ nın öncülüğünde dünyanın dört bir tarafından STK’ların desteklediği Vicdan Konvoyu’nu yola çıkaran ekibin içinde yer aldım. Yönetim ekibinde basın ile ilişkiler ve içerik konusunda özel çalışmalarımız oldu.
Elimizde hapisten çıkan kadınların anlatımlarının dışında başka hiçbir veri veya kanıt yoktu. Yaşananları anlatırken çok acı hikayelere tanıklık etti ve çok zorlandım. Vicdan Konvoyu’nun ardından insani diplomasi kanalları devreye girdi ve 5 binden fazla kadın özgürlüğüne kavuştu. O zaman kendime söz vermiştim. Bu kadınların sesini bütün dünyaya duyurabilmek için elimden ne geliyorsa yapacaktım. Araştırmalarımızda akademik hiçbir çalışmanın yapılmadığını görmüştüm. Yapmam gereken tam olarak buydu! Tamamen saha verilerine dayanan bir yüksek lisans tezi ile yaşadıklarını resmileştirecektim. Bu niyetle yüksek lisansa başladım ve ‘Suriye Savaşında Hapishane Deneyimi Yaşayan Kadınların İncelenmesi’ başlıklı tezimi tamamladım. Dünyada ilk kez yapılan bu çalışma ile Suriyeli kadınların yaşadıklarını kendi anlatımları ile akademik kaynaklara eklemiş oldum. Haziranda tezimi teslim ettim. 8 Aralık’ta Suriye’nin özgürleştiğini gördük ve tüm dünya anlatılan hapishanelerin gerçek yüzü ile tanışmış oldu.
2. Kaynaklara ulaşırken nelerle karşılaştınız? Yaşadığınız zorluklar neler oldu?
Hala devam eden savaşın etkileri ve bölgeye giriş-çıkışların imkansızlığından kaynaklı bu konuyu çalışan kimse olmamıştı. Bu yüzden tezi çalışırken dayandırdığımız teorilerin ve Suriye Savaşı’nın genel durumunu aktaran kaynakların dışında spesifik hapishane konusu ile ilgili kaynak bulamadım. Nitel çalışmamım tek kaynağı Suriye’de yaşamaya devam eden hapishaneye girip çıkmış kadınların anlatımları oldu.
3. İnsanları konuşmaya nasıl ikna ettiniz. Nasıl bilgi topladınız?
Araştırmayı 18 mağdur kadınla birebir yaptığım derinlemesine mülakatlar ile tamamladım. Görüşmeler için Suriye’nin Azez bölgesine gittim. Gelen kadınların neredeyse tamamı hapishane süreçlerinde yaşadıklarını daha önce hiçbir kimseye anlatmamıştı. İlk başta çekimser davrandılar. Çünkü ataerkil bir toplum yapısı içerisinde yaşadıklarının ayrıntılarını anlatmak ve aynı travmatik süreçleri tekrardan yaşamak kolay bir durum değildi.

Ancak kendilerine yaşadıklarını anlatmaları halinde içeride bulunan diğer kadınların kurtulması için umut olacaklarını, anlatacaklarının uluslararası hukuk süreçlerinde çok önemli olduğunu söyleyince konuşmaya başladılar.
4. Savaş bölgesinde sizi ne etkiledi?
Savaşın başından itibaren gidip geliyoruz ama beni en çok etkileyen Şam’ın kurtulmasından 4 gün sonraki gidişimizde, hayatın onca yaşanan acılara rağmen nasıl devam edebildiğine şahitlik etmek oldu. Başınıza ne gelirse gelsin, hayat kaldığı yerden bir şekilde devam etmek zorundaydı!
Bir şekilde devam etmek zorundasınız.
Bunun yollarını bulmak zorundasınız!
5. Bölgedeki gazetecilerin yaşam koşulları nasıl?
Suriye iç savaşında muhalefeti destekleyen gazetecilik zaten ya öldürülmüş ya hapsedilmiş ya da başka ülkeye kaçmak zorunda kalmışlardı. Türkiye’de gazeteci olarak çalışan Suriyeli birçok arkadaşımız var. Hayatları hiç kolay olmadı. Ülkelerinde yaşanan zulümlere karşı direnebilmek, gazeteci olarak onlara ses olabilmek ve bu amaçla doğru mecraları bulmak emek isteyen süreçlerdi. Çünkü gazeteci olmak tarafsızlık değil, haktan ve adaletten yana olmayı gerektiriyor. Devrimin ardından ilk yayınını yapan haber sunucusunun gözyaşları aslında nelerin yaşandığının da daha açık bir kanıtı gibiydi.
Haktan yana tarafını seçen gazetecilerin mesaileri asla bitmiyor ve bitmeyecek! 2011’den bu yana Suriye’de olduğu gibi, İsrail’in doğrudan hedefi haline gelen Filistinli gazetecilerin canları pahasına yaşananları aktardığı gibi… Dünya döndükçe kötüler var olmaya devam edecek, ancak direnen iyiler de mücadelelerinden asla vazgeçmeyecek.
Röportaj: Gülbeyaz BALTA




