☁️15°C İstanbul İlk Bakış Instagram
DOLAR ▲ 49,95 %0,22
EURO ▲ 55,80 %0,60
STERLİN ▲ 66,93 %0,84
BITCOIN ▲ 77.809 %0,79
GRAM ALTIN ▲ 6.256 %0,08

AFRİKA’NIN ZENGİNLİĞİ, ÜRETİMİN EKSİK HALKASI VE TÜRKİYE’NİN FIRSATI

6 dk okuma
Paylaş WhatsApp X Facebook Telegram

Afrika denildiğinde çoğumuzun zihninde uçsuz bucaksız topraklar, zengin maden yatakları, geniş tarım alanları ve henüz keşfedilmemiş ekonomik fırsatlar canlanır.

Oysa Afrika’yı anlamak, yalnızca haritaya bakmakla mümkün değildir. Bu büyük kıtayı tarihiyle, insanıyla, kültürüyle ve ekonomik gerçekleriyle değerlendirmek gerekir.

Afrika coğrafi olarak beş ana bölgeye ayrılır: Kuzey Afrika, Güney Afrika, Doğu Afrika, Batı Afrika ve Orta Afrika.

Bizim Afrika Türkiye İşadamları Birliği (ATİAB) olarak öncelikli çalışma alanımız, Kuzey Afrika’nın dışında kalan ve genel olarak Sahra Altı Afrika olarak tanımlanan coğrafyadır. Özellikle de Batı Afrika.

Peki, neden?

Çünkü Afrika’nın kuzeyi ile Sahra’nın güneyindeki ülkelerin tarihsel gelişimleri, ekonomik yapıları ve ticari ilişkileri arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve Mısır; Firavunlardan Kartaca’ya, Roma’dan Emevî ve Abbâsî medeniyetlerine, Memlüklerden Osmanlı’ya uzanan tarihsel süreçte Akdeniz ve yakın coğrafyayla güçlü kültürel ve ticari bağlar geliştirmiştir.

Sahra Altı Afrika ise farklı tarihsel tecrübelerin, toplumsal yapıların ve ekonomik mücadelelerin şekillendirdiği geniş bir dünyadır.

Sömürgecilik döneminin bıraktığı derin izler, bağımsızlık sonrası devletleşme süreçleri, demokratik yönetim arayışları ve ekonomik kalkınma mücadeleleri bu coğrafyanın bugünkü şartlarını anlamamız bakımından önemlidir.

Ancak kanaatimce Afrika’nın ekonomik kalkınmasının önündeki en önemli meselelerden biri, sahip olduğu kaynakları yeterince işleyememesi ve katma değerli üretime dönüştürememesidir.

Afrika’nın Asıl Meselesi Kaynak Değil, Üretimdir

Bir ülkenin zengin olması için yalnızca toprağının altında maden, üzerinde tarım ürünü bulunması yeterli değildir.

Önemli olan, o kaynakları işleyebilecek enerjiye, teknolojiye, sanayi altyapısına ve yetişmiş insan gücüne sahip olmasıdır.

Düşünün…

Hayvancılık yapıyorsunuz. Sütünüz var, etiniz var. Ancak sütünüzü peynir, tereyağı veya başka bir ürüne dönüştürecek tesisiniz yok. Soğuk hava deponuz bulunmuyor. Ürününüzü uygun şartlarda pazara ulaştıramıyorsunuz.

Bu durumda ne olur?

Üretirsiniz ama ürettiğinizin gerçek ekonomik karşılığını alamazsınız.

Aynı durum tarım için de geçerlidir.

Toprağınızdan çıkan ürünü saklayamıyor, işleyemiyor ve katma değerli hâle getiremiyorsanız ham madde üreticisi olarak kalırsınız.

Başka ülkeler sizden düşük bedellerle aldıkları ürünleri kendi tesislerinde işler, paketler, markalaştırır ve çok daha yüksek fiyatlarla dünya pazarlarına sunar.

Siz ise kendi toprağınızda yetişen ürünün işlenmiş hâlini yüksek bedeller ödeyerek satın almak zorunda kalırsınız.

İşte ekonomik bağımlılık tam da burada başlar.

Peki ya madenler?

Afrika, yer altı kaynakları ve genç insan nüfusuyla önümüzdeki elli yılın dünya ekonomisinde belirleyici bir konuma yükselebilecek kapasiteye sahiptir.

Ancak burada cevaplanması gereken temel bir soru vardır:

Afrika sahip olduğu zenginliği kendisi işleyebilecek mi, yoksa ham madde sağlayıcısı olarak kalmaya devam mı edecek?

Bana göre Afrika’nın geleceğini belirleyecek temel meselelerden biri budur.

Enerjiye erişim, sanayileşme, teknoloji transferi ve mesleki eğitim birbirinden ayrı düşünülemez.

Enerji olmadan fabrika kurulamaz. Fabrika olmadan üretim gelişmez. Üretim olmadan istihdam artmaz. İstihdam ve katma değer oluşturulmadan da kalıcı ekonomik kalkınmadan söz etmek güçleşir.

Türkiye ile Afrika Birbirine Ne Sunabilir?

Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerini yalnızca ihracat rakamları üzerinden değerlendirmek doğru değildir.

Türkiye, sanayi üretiminde kazandığı tecrübe, mühendislik birikimi, girişimcilik kültürü ve tarihsel ilişkileriyle Afrika için önemli bir iş birliği ortağı olabilir.

Sömürgecilik geçmişine dayanmayan ilişki mirasımız ve kültürel yakınlık kurabilme kabiliyetimiz, doğru değerlendirildiğinde önemli bir güven zemini oluşturabilir.

Diğer taraftan Afrika da Türkiye için yalnızca yeni bir pazar değildir.

Türk sanayicisinin yeni pazarlara açılması, üretim kapasitesini değerlendirmesi, yerel ortaklıklar geliştirmesi ve uluslararası rekabet gücünü artırması bakımından önemli fırsatlar barındırmaktadır.

Ancak burada bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum.

Afrika’ya yalnızca mal satmaya gidenlerle, Afrika’da kalıcı ortaklıklar kurmaya gidenlerin elde edeceği sonuçlar aynı olmayacaktır.

Çünkü bu coğrafyada ticaret yapmak, Avrupa’da veya Türkiye’de ticaret yapmaya benzemez.

Ulaşım mesafeleri uzundur. Deniz taşımacılığında teslimat süreleri ve lojistik giderleri önemli maliyetler oluşturabilir.

Bankacılık sistemleri, uluslararası para transferleri, teminat mekanizmaları ve ticari finansman süreçleri ülkeden ülkeye farklılık gösterir.

Bazı pazarlarda Avrupalı, Lübnanlı ve Kuzey Afrikalı ticaret ağları uzun yıllardır güçlü bir varlık göstermektedir.

Yerel dağıtım kanalları ise her ülkede aynı kurumsal olgunluğa sahip değildir.

Sanayileşme konusunda önemli ilerlemeler kaydeden ülkeler bulunmakla birlikte, özellikle enerji altyapısı, teknik tecrübe ve finansmana erişim konularında ciddi ihtiyaçlar devam etmektedir.

Bu nedenle Afrika’da başarılı olmak isteyen Türk iş insanının yalnızca ürününe güvenmesi yeterli değildir.

Bölgeyi tanıması, yerel şartları öğrenmesi, doğru insanlarla çalışması ve uzun vadeli düşünmesi gerekir.

Afrika’da Ticaret Uzaktan Yönetilmez

Yıllardır Batı Afrika’da edindiğimiz tecrübeler bize önemli bir gerçeği göstermiştir.

Afrika’da kalıcı ticaret yapmak istiyorsanız sahada bulunmanız gerekir.

Türkiye’den gönderdiğiniz ürünün kendiliğinden satılmasını beklemek, her yerde sonuç veren bir yöntem değildir.

Yerel temsilciniz, güvenilir çalışma arkadaşlarınız ve gerektiğinde hukuki destek alabileceğiniz bir yapınız bulunmalıdır.

Bir iş insanı için konaklama, araç, şoför, tercüman, avukat, şirket kuruluşu ve güvenilir ticari bağlantılar ilk bakışta küçük ayrıntılar gibi görülebilir.

Oysa bazı Afrika ülkelerinde bu ihtiyaçların doğru karşılanması, yatırımın başarısını doğrudan etkileyen temel unsurlardır.

Bir iş insanının haftalarca doğru kişiye ulaşmaya çalışması, gereksiz masraflara katlanması veya güvenilir olmayan bilgilerle hareket etmesi hem zaman hem de sermaye kaybına yol açabilir.

İşte ATİAB’ın varlık gerekçelerinden biri de tam olarak budur.

ATİAB: Batı Afrika’da Türk İş Dünyasının Yol Arkadaşı

Afrika Türkiye İşadamları Birliği olarak 2010’lu yılların başından bu yana özellikle Batı Afrika ile Türkiye arasındaki ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için çalışmalar yürütüyoruz.

Burkina Faso’da başlayan faaliyetlerimiz, Fildişi Sahili ve Türkiye’deki yapılanmalarımızla daha geniş bir iş birliği ağına dönüşmüştür.

Amacımız yalnızca Türk iş insanlarını Afrika’ya götürmek değildir.

Onların doğru bilgiye ulaşmalarını, güvenilir bağlantılar kurmalarını, yerel şartları tanımalarını ve ticari faaliyetlerini sürdürülebilir hâle getirmelerini sağlamaktır.

Özellikle Burkina Faso ve Fildişi Sahili’ndeki tecrübemizle, iş insanlarımızın karşılaşabilecekleri sorunların çözümünde yol gösterici olmaya çalışıyoruz.

Türkiye’nin Afrika açılımını son derece kıymetli buluyoruz.

Türk Hava Yollarının Afrika’daki uçuş ağı, diplomatik temsilciliklerimizin faaliyetleri ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar önemli kazanımlardır.

Ancak ticaretin gelişmesi için yalnızca ulaşım imkânlarının artırılması yeterli değildir.

Akreditasyon, teminat, bankacılık, para transferi, sigorta, ticari güvenlik ve yatırım danışmanlığı gibi alanlarda daha erişilebilir ve zamanında işleyen destek mekanizmalarına ihtiyaç bulunmaktadır.

Kamu kurumları, finans kuruluşları, iş dünyası örgütleri ve sahada faaliyet gösteren kuruluşlar arasında daha güçlü bir koordinasyon sağlanmalıdır.

Çünkü Afrika’da ticaret yapmak isteyen iş insanının yalnızca cesarete değil, güvenilir bilgiye ve kurumsal desteğe de ihtiyacı vardır.

Türk İş Dünyası Birlikte Hareket Etmek Zorunda

Afrika’da karşılaştığımız önemli sorunlardan biri de Türk firmalarının çoğu zaman birbirinden bağımsız hareket etmesidir.

Oysa mesafelerin uzak, maliyetlerin yüksek ve ticari risklerin farklı olduğu bir coğrafyada birlikte hareket etmek önemli avantajlar sağlayacaktır.

Ortak lojistik, ortak depolama, ortak tanıtım ve yerel temsil mekanizmaları kurulması, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerimizin bölgeye girişini kolaylaştırabilir.

Her firmanın ayrı ayrı ofis açması, personel çalıştırması, depo kiralaması ve dağıtım ağı oluşturması ciddi bir maliyet meydana getirir.

Ancak bu imkânlar ortak bir yapı içerisinde değerlendirildiğinde çok daha sürdürülebilir bir ticaret modeli ortaya çıkabilir.

ATİAB olarak üzerinde çalıştığımız Türk Dükkânları ve Türk Çarşısı Projesi bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır.

Hedefimiz, Türk üreticilerinin Afrika pazarına daha kolay ulaşabildiği, ürünlerini doğrudan sergileyebildiği, yerel müşterilerle buluşabildiği ve ticari ilişkilerini kalıcı hâle getirebildiği ortak bir yapı oluşturmaktır.

Bu yaklaşımın yalnızca Türkiye’den ürün satışını değil, zaman içerisinde yerel ortaklıkları, üretimi ve karşılıklı ekonomik gelişmeyi de desteklemesi gerektiğine inanıyoruz.

Çünkü bizim Afrika’ya bakışımız yalnızca ticari kazanç elde etmek üzerine kurulu değildir.

Biz, Türkiye ile Afrika’nın birlikte üretmesini, birlikte gelişmesini ve karşılıklı güvene dayanan kalıcı ekonomik ortaklıklar oluşturmasını istiyoruz.

Unutulmamalıdır ki Afrika’nın ihtiyacı yalnızca dışarıdan gelen ürünler değil, kendi kaynaklarını ekonomiye kazandıracak üretim gücüdür.

Türkiye’nin ihtiyacı ise yalnızca yeni müşteriler değil, uzun yıllar birlikte çalışabileceği güvenilir ekonomik ortaklıklardır.

Afrika’nın geleceği, zenginliğini işleyebilmesinde; Türkiye’nin fırsatı ise bu sürecin güvenilir ortaklarından biri olabilmesindedir.

ATİAB olarak bu anlayışla yolumuza devam ediyoruz.

Peki, Türk üreticilerinin Afrika’da ortak bir ticaret ağı kurmasını hedefleyen Türk Dükkânları Projesi nasıl işleyecek? İş insanlarımız bu sistemden nasıl yararlanabilecek?

Detayları bir sonraki yazımızda ele alacağız.

İLGİLİ HABERLER