Siyaset Aynası

Kerim Ağa uyandı, ayaklarını yorganın dışına uzattı. Sabah ayazı ayaklarında dolandı. Heyecandan uyuyamamıştı. Bugün muhtarlık seçimi vardı. Seçilebilmek için çok çalışmıştı, yorgundu. Üstüne uykusuzluk. Banyoya doğru ilerledi, sabah ayazı bedenini sardı, titredi. Elini yüzünü yıkadı. Aynada kendisi ile göz göze geldi. Daha genç sayılırdı. Güneş karası yüzü biraz beyazlamıştı sanki. Seçim kampanyası boyunca her gün tıraş olmaktan, kremler, tonikler sürünmekten bir ton beyazlamış olmalıydı.
Kerim Ağa, babasını düşündü. Muhtar Nuri Ağa’nın seçim günlerinde heyecanlı olduğuna hiç şahit olmamıştı. Tek aday olurdu merhum, niye heyecanlanışınki. Ağalık kalmadı, eskidendi. Baba yadigarı körüklü çizmeleri ilk giydiğinde saygı değil müstehzi bakışlar görmüştü. Bir daha da giymemişti. Merhumun kırbacını zaten hiç eline almamıştı. ‘Ağa oğlu nasıl olunur’ derslerinden epey bir tanışıklığı olduğundan sevmez, benimsemezdi. Ağalık kalmamıştı artık. Dört aday var. Her adaya eşit bölsen beş ihtiyar düşüyor. Gençler ilçedeki Fransız’ın fabrikasında mutlular ki dönen olmadı köye. Binlerce dönüm arazi artık ağa olmaya yetmiyor. Babasının ufku ne köyden ne de tarladan öteye uzanamamıştı. Ağalık artık fabrikalarda. Başını kaldırsan şapka düşürecek görkemde binalarda. Sermaye yok işte. Bin dönümünü birden satsan kaç kuruş ederi ki arazi dediğin.
Kerim Ağa aynada düşlerine, hayallerine daldı. Beş yıl uzun bir süre. Lise diplomasının üzerine dışarıdan bir üniversite diplomasına yeter artardı. Partinin ilçe teşkilatına gidip gelmek yetmezdi. İl teşkilatını su kapısı yapmalı. Ankara’ya gidecek heyetlere karışmalı. Altı ihtiyarın kendisine oy vermesi yeterdi. Muhtar Kerim Ağa geldi diyecekler ilçede ilde. Bir maruzatı olan sıradan bir vatandaş değil, Muhtar Kerim Ağa. Binlerce dönüm arazi bir fabrika etmezdi ama, teşkilatın eli bol gediklisi yapmaya yeterdi. Beş yıl uzun bir süre. Tezgâhın bir gergisi olabilme için yeter artardı.
Evvela encümen azalığı, yok o kadar bekleyemezdi. İl meclisinde başkanlık neden olmasındı ki. En iyisi ilçenin belediye başkanlığı. Aynadaki yüzünün bir ton daha beyazladığını fark etti. İmar planlarındaki binlerce dönüm arazisinin rengarenk hali gelip geçti aynadan. Fransız’ın fabrikasını mühürlediği anlar da yansıdı aynaya. Altı ihtiyarın oyu ne kadar da değerliydi. Sonra milletvekili. On sene ne çabuk geçmişti aynada. Daha gençti. Mecliste yemin ederken yüzü daha beyazlamıştı. Binlerce dönüm arazisinde yükselen görkemli binalar yansıdığında aynaya, yüzüne güneş karası çalınmış karısı girmişti banyoya. Yüzü hiç beyazlamamıştı.
Uzatılan mikrofonlara demeçler verirken bakan olarak, yüzü artık pembe beyazdı. Fransız’ın fabrikası da artık kendisinindi. Merhum babasının körüklü çizmelerini giyip fabrikada gezinse gene bıyık altından gülerler miydi kendisine. Milli sermayenin fabrikasında olacak şey mi. Ağalık artık fabrikalarda. Başını kaldırsan şapka düşürecek görkemde binalarda. Altı ihtiyarın oyu bu kadar değerli mi. Makinadan yıkanmış çamaşırları sepete doldurmakta olan karısının güneş karası yüzü gölgeledi aynayı. Sadece altı ihtiyarın oyu. Pembe beyaz yüzlü, ağzında gümüş kaşık ile doğmuş olabilmenin imkânı için.




