Kayseri’nin tanınmış kadın yazarlarından biri olan Meral Bulut ile 6 Şubat depremlerinde kaybettiği iki torunu ve damadı anısına yazmış olduğu “Üç Gonca Gülüm: Ah Adıyaman Şehitlerim” kitabının hikayesi hakkında konuştuk…
Kayseri Yazarlar Birliği Kadın Kolları Başkanı Meral Bulut, daha önce ‘Yorgun Gönlün Hikayesi’ ve ‘Yüreğimdeki Yangınlar’ adlı iki öykü kitabı ile 2022 yılında ‘İstiklal Harbi’ndeki Kadın Kahramanlar’ isimli bir biyografi kitabı yayınlamıştı. Son kitabı ‘Ah Adıyaman Şehitlerim: Üç Gonca Gülüm’, hem tür bakımından hem de ortaya çıkış hikayesi bakımından çok ayrı bir yere ve öneme sahip.
Yazar Meral Bulut’un bu son kitabı yazmaktaki amacı, depremde kaybettiği iki torunu ve damadının adını yaşatmaktı. Meral Hanım hem bu kitabı yazıp yayınlayarak hem de torunlarının okulu olan Adıyaman Şehit Fazıl Gürs Ortaokulu’nda onların adını taşıyan bir kütüphane açarak en büyük hayalini gerçekleştirmiş oldu. Hayal diyorum çünkü biz Meral Hanım ile ilk tanıştığımızda böyle bir hayalinin olduğundan bahsetmişti. Amacına ulaştığını görmek beni çok mutlu etti. Sizler de Meral Hanım’ın kitaplarını satın alarak torunları için açtığı kütüphanelerdeki eserlerin çoğalmasına yardımcı olabilirsiniz.
Röportaj: Meltem Suzan ZEKİ

6 Şubat depremlerinde iki torunumu ve damadımı kaybettim. Onlara ithafen yazdığım kitabıma “Üç Gül’üm” adını verme sebebim buydu. Bu kitabı acılar içinde ağlaya ağlaya yazdım. Çocuklarımın ismi toprakta kalmasın istediğim için anılarını bu kitapta topladım. Onları kitapla yaşatmak istedim. Bununla da yetinmedim ve Adıyaman’da torunlarımın okuduğu okulun müdürü ile görüştüm. Torunlarımın adını yaşatmak için onların okulunda bir kütüphane yaptırmaya karar verdim. Yazdığım kitapların gelirleri ile torunlarım Ayşe İrem ile Muhammed Kerem DARBAŞ ve damadım Aydın DARBAŞ adına iki okulda kütüphane açtım. Şu an iki okulda onların adını yaşatmayı başardım. Kitaplardan elde edeceğim fazladan gelir ile okuldaki öğrencilere yardımda bulunuyorum.

Ben Kayseri’de yaşıyorum. Deprem esnasında Kayseri’deydim. Sarsıntı o kadar güçlüydü ki ben Kayseri’nin bir ilçesi yıkıldı zannettim. O sırada Adıyaman’da yaşayan kızımı aradım, Kayseri’de deprem olduğunu haber vermek istedim ama ulaşamadım.
O an hala depremin Maraş’ta olduğunu bilmiyordum. Kızıma ulaşamayınca damadımı aradım, uzun süre ikisine de ulaşamadım. Aramaya devam ederken Kayseri’deki gelinimin yanına ulaşmıştım. Binadan aşağıya inmişler, arabaya geçtik birlikte beklemeye başladık. Depremin Maraş’ta olduğunu öğrenince bende ipler koptu. Kızıma ve damadıma neden ulaşamadığımı o an anladım ve şoka girdim.
Hemen kızımın görümcesini aradım ve enkaz altında kaldıklarını ilk ondan öğrendim. Sabaha karşı olan depremde kızımın yaşadığı bina yıkılmış ve 3 torunum, kızım ve damadım enkazda kalmış.

O gece saat 3 buçuğa kadar ailece sohbet etmişler, birbirlerine sarılmışlar. Damadım Aydın DARBAŞ, kızıma ve torunlarıma onları çok sevdiğini söylemiş. Öleceklerini hissetmiş gibi son günlerini birbirlerine sarılarak, eğlenerek geçirmişler. Odalarına çıkıp uyumamışlar. Salonda yan yana çekyatlarda çocuklarıyla bir arada uyumuşlar. Deprem esnasında küçük çocuk ağlayarak uyandırmış, deprem olduğunu fark ettikleri anda kızım koşarak beşikteki torunumu kucağına almış, o esnada bina ikiye ayrılmış.
Kızımla en küçük torunum binanın bir tarafında, iki torunumla damadım ise diğer tarafta kalıyorlar. Hepsi enkaz altında kalıyorlar. Kızım, göğsüne yatırdığı bebeğiyle enkaz altında mücadele vermiş. Bir ara ayak tarafında bir ışık fark etmiş ve ayağıyla vura vura ışığın olduğu yerden bir çıkış açmış. Enkazdan çıktığında yağmur yağıyormuş. Yağmurun altına bebeğini enkaz üzerine bırakıp binanın ayrılan diğer parçasına koşup çocuklarını ve eşini aramaya başlamış. Çocuklarına ulaşabilmek için 3 saat mücadele etmiş. O sırada yabancı birileri gelip enkaz üstünde yağmur altında ıslanan torunumu alıp arabalarına götürmüşler. Yabancı olsalar ve çocuğu kaçırsalar kimse fark etmezdi de bulamazdı da… Şükürler olsun ki sadece korumak amaçlı arabaya bindirmişler. Kızım bize ulaştığında hiç iyi değildi. Sabah 7’ye kadar enkazda çocuklarını aramış.

Hemen oğlumun arkadaşlarıyla yola çıktık. Kar fırtınası, trafik yoğunluğu derken ilerlemek çok zordu. Derken ikinci depreme Maraş yolunda yakalandık. Yol o sarsıntı ile birden ayrıldı ve bizim arabayı kaldırıp kenara attı. Arabamız paramparça oldu.
Biz 4 kişi, arabadan zor çıktık. O fırtınada arabasız ortada kaldık. Ortalık mahşer yeri gibi, insanlar çıldırmış vaziyette bağırıyorlardı. Maraş’ın üzeri simsiyahtı, her yerden dumanlar yükseliyordu. O görüntüyle beraber çıldıracağımı düşündüm. Yağmur bir yandan kar bir yandan kaos bir yandan.
O sırada yol kenarında bir dükkân gözüme çarptı. Hemen gidip yardım istedim, çocuklarım Adıyaman’da enkaz altın, kiralık araba bulmamız lazım dedim ama adam da bize çıkıştı. Şu kıyamette kiralık arabayı nerden bulacaksın, otogara gidin otobüsle varırsınız dedi. Terminale 1,5 saate yürüdük. Enkazdan kurtulan ya da bir şekilde deprem bölgesini terk edenler yollara dökülmüştü. Arabalar, yayalar, etrafta yanan fabrikalar, evler derken yollar kıyamet yeri gibiydi.
Ankara’dan Diyarbakır’a giden bir yolcu otobüsünü yolda durdurup eşimle birlikte ona bindik ve Adıyaman’a ulaştık. Giderken yol kenarındaki dağlara baktım, dağlar resmen yer değiştirmişti. Ayrılan yolların içine arabalar düşmüştü. Bu görüntüler beni daha da delirtti. Çünkü burası böyle ise Adıyaman nasıldır diye düşünmek beni deliye döndürdü.

Pazarcık ilçesine ulaştığımızda ana caddenin ortadan ayrıldığını gördük. Otobüs oradan çok zor geçti. Nasıl anlatılır bilmiyorum ama şehir resmen ağlıyordu. Şehre kan yağmıştı. Anlatılmaz! Gölbaşı yıkılmıştı, her yer kapkaranlıktı. Resmen hayalet şehir olmuştu.
Ben 1 hafta önce Adıyaman’a kızımı ziyarete gitmiştim. Güle oynaya döndüğüm Adıyaman’a şimdi çocuklarımın cenazesini almaya gidiyordum.
Kızıma 6 Şubat gecesi saat 10’da ancak ulaşabildim. Torunlarımla damadım hala enkaz altındalardı. Kızım, akrabaları ve eltileri ile birlikte arabaların içinde haber bekliyorlardı. Kızımı gördüğümde çıldırdığını zannettim. Ağlıyordu ve aklını kaybetmiş gibiydi.
Sabah saatlerinde yetkililer yardıma geldi. Torunlarımı ve damadımı enkaz altından çıkardılar. Vefat ettiklerini, çıkarıldıklarında öğrendik.

Acımızın bir tarifi yok. Yaşananları anlatmaya kelimeler yetmez. Torunlarıma da damadıma da ölümü yakıştıramadım. Ölümlerini kabullenemedik. Bu yüzden onları hep diri tutmak adına isimlerini yaşatacak bir kitap yazmaya karar verdim. Çocuklarımın hatıralarını bu kitapta topladım ve yayınladım. Bununla da yetinmedim, onların adına okudukları okullarda birer kütüphane açtım. Duyarlı insanlardan da yardım bekliyorum. Bu kitabı alarak geliriyle o iki okulun kütüphanesine destek verebilirler.
Röportaj: Meltem Suzan ZEKİ