Gazetemiz yazarlarından Servet Dolaş, Bölgesel Gözlemci ve Sosyolog Ertürk ERYILMAZ ile Suriye ziyaretine dair özel bir söyleşi gerçekleştirdi.
Sayın Ertürk Eryılmaz, Mart ayının başlarında yaptığınız Suriye ziyaretiniz sırasında hangi bölgelerde gözlemler yaptınız? İlk izlenimlerinizi paylaşabilir misiniz?

Ertürk ERYILMAZ: Yayladağ Sınır Kapısı’ndan başlayarak Lazkiye, Bayır Türkmen Dağı, Bedirsü, Sebeyli, Turunç, Sılayip ve Burç İslam Türkmen Bölgesi’ne kadar geniş bir saha araştırması yürüttük. İlk izlenim, savaş sonrası bölgede yeni bir yönetim anlayışının yeşermeye çalıştığı yönündeydi. Ancak derinleşen güvenlik zaafları, altyapı eksiklikleri ve psikolojik travmalar, bu süreci oldukça kırılgan hale getiriyor. Türkiye’nin desteği, bölge halkı için bir umut ve istikrar simgesi hâline gelmiş durumda.
Saha gözlemlerinizde Türkmen bölgelerindeki atmosfer nasıldı? Direniş ruhu hâlâ canlı mı?
Ertürk ERYILMAZ: Hiç kuşkusuz! Burç İslam ve Sılayip Türkmen Bölgesi başta olmak üzere, Türkmen halkı halen yüksek bir moral ve bilinç seviyesine sahip. Eski rejimin baskılarına rağmen, eğitimli genç nüfus, sosyal reformlar ve kalkınma projeleri konusunda kararlı. “Türkmen Hazinesi” olarak kendi aralarında adlandırılan Sılayip-Burç hattında tarımsal üretim, yerel meclis çalışmaları dikkat çekici düzeyde.

Ziyaretiniz sırasında bölge liderleri ve Türkmen mücahitlerle temaslarınız oldu. Ne tür mesajlar verdiler?

Ertürk ERYILMAZ: Evet, bölgede yerel liderlerle, özellikle Türkmen direnişinin sembol isimleriyle kapsamlı görüşmeler gerçekleştirdik. Onların en çok vurguladığı konu, “güçlü bir irade ile yalnız bırakılmamak.” Türk heyetlerinin ziyareti, halk arasında moral kaynağı olarak görülüyor. Bir Türkmen mücahidi şöyle dedi; ‘savaş bitmiş gibi görünse de onarım asıl şimdi başlıyor. Türkiye bizim köprümüzdür. Türk bayrağı umudumuz, yeni Suriye bayrağı özgürlük ve geleceğimiz olacaktır.’ Bu söylemi beni gerçekten çok etkiledi. Umutları ve özgürlüklerinin dayanağı, kadim ata Türkiye ve kendi kanlarıyla yeşerttikleri Suriye devleti.
Sayın Eryılmaz, özellikle yerel liderlerle yaptığınız görüşmelerden en dikkat çekici söylemler nelerdi?
Ertürk ERYILMAZ: Bölge liderleri artık sadece kendi topluluklarını değil, bütün Suriye’nin kaderini dert edinen bir vizyona sahip. Konuşmalarımızda en sık vurgulanan nokta, “parçalı yapının artık birleştirilmesi” ihtiyacıydı. Türkmen liderler, Kürt, Arap ve diğer etnik yapılarla ortak masalarda buluşabilecekleri, barışa ve geleceğe odaklı çalışmalara hazır olduklarını belirtti. Ancak bu kapsayıcılık, dış destekle kurumsallaşabilir. Türkiye, burada “denge sağlayıcı” olarak görülüyor.

Bu ziyaretin en başından itibaren yanınızda güvenlik ve lojistik planlamasında yer alan, sizlere dostluk ve kardeşlik yapan Mücahit Ali komutanın rolü neydi?
Ertürk ERYILMAZ: Ali Komutan… Onun hikâyesi bu coğrafyanın hikâyesi gibi, bu sürecin sessiz kahramanıdır. Askerî disiplinle hareket eden ama bölge halkıyla gönül bağları kurmuş bir isim. Sahadaki her geçiş, her buluşma onun koordinasyonuyla sağlandı.

Özellikle Sılayip çevresindeki geçiş koridorları ve Burç İslam hattındaki kritik görüşmelerin planlamasında bizzat sorumluluk üstlendi. Kendisi, sadece bir komutan değil, aynı zamanda Türkmen halkının “güven kapısı” hâline gelmiş durumda. Gezi boyunca tarihsel anlatımları, kardeşlik vurgusu, Türkiye sevdası, yeni devlete olan inancı, köklerden gelen tarihsel direnişçi ruhu bizlerin geleceğe umutla bakmasını sağladı. Kendisi direnişi, yerel bir komutan. Yıllardır süre gelen mücadelenin vücut bulmuş hali. Bizlerde, umudu buradan alarak yeni ufuklara yola çıkmalı, mazlum milletlerin hamisi olan kadim öğretimiz devlet ahlakı ile nice yerler, Ali komutan gibi mücahitler ile özgürlük ve umudun inşirahı ile kavuşacağız.
Türkiye’nin üs planlamaları ve askeri varlığı hakkında ne tür tepkilerle karşılaştınız?
Ertürk ERYILMAZ: Şunu net söyleyebilirim: Türkiye’ye güven had safhada. Askerî üs konusu artık bir güvenlik değil, aynı zamanda “istikrarın sigortası” olarak değerlendiriliyor. Bölgedeki halk Türkiye’nin yalnızca bir komşu değil, bir “kardeş ülke” olduğunu söylüyor. Yeni üsler için planlanan yerleşkeler, sadece askerî değil, sağlık ve eğitimle iç içe bir model olarak algılanıyor. Liderlerin ifadeleriyle söyleyeyim; “bu topraklarda Türk askeri varsa, biz kendimizi yalnız hissetmeyiz.”

Suriye’nin geleceğine dair ne tür stratejik izlenimler ve önerilerle döndünüz?
Gördük ki; sadece askerî zafer değil, kültürel ve ekonomik yeniden inşa da gerekli. Türkiye’nin burada kalıcı bir sivil altyapı vizyonuna liderlik etmesi şart. Tarım kooperatifleri, yerel yönetim desteği, eğitim ve sağlık reformları öncelik olmalı. Türkmen kimliğinin kurumsallaşması, sadece bölge için değil, Türkiye’nin jeopolitik derinliği için de önemlidir. Bir başka kritik unsur ise, yerel aktörlerle güven temelinde kurulan ortaklıklar. Bu süreç, topyekûn bir akıl, sabır ve vizyon ister.
Röportaj: Servet DOLAŞ