Skip to content

Aydın Budak: Yerli Robinson Crusoe

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp

11 yıl önce oyunculuk kariyerinden vazgeçerek hayallerinin peşinden gitmek adına Türkiye turuna başlayan sanatçı Aydın Budak, yaklaşık 40 bin kilometre yol kat ederek 81 ili tek başına gezdi. Kendisini ‘Doğadaki Yabancı’ olarak nitelendiren gezgin Aydın Budak pandemi döneminde başladığı doğa gezileriyle bir dönem Türkiye’de survivor hayatı yaşadı. Doğaya ve hayvanlara karşı beslediği olağanüstü ilgi ve sevgi sayesinde birçok farklı şehrin ormanlarında ve dağlarında, canlıların hayatına dokundu. Birçok spor dalıyla profesyonel olarak ilgilenen Budak, şu sıralar Doğa Sporları Eğitmenliği yaparak hayatını sürdürüyor. Örnek davranışlarıyla doğaseverlerden tam not alan ve gençlere ilham olan sanatçı Aydın Budak ile seyahatleri sırasında yaşadıklarını ve kısa vadeli hedeflerini konuştuk.

Şu an birçok yerde gezgin olarak biliniyorsunuz. Oyunculuğu bırakıp gezgin olmakta en çok hangi hayaliniz ya da hedefiniz etkili oldu?

Daha öncesinde bir oyunculuk geçmişim oldu evet. Kendimi dizi-film sektöründen soyutlayarak yeni bir hayata geçiş yapmamda sosyal medyanın büyük etkisi var. Bundan 10 yıl öncesinde kamp hayatı pek bilinmiyordu ve koşulları iyi değildi ama biz bunu başlattık diyebilirim. Önceden Kızılay çadırları vardı, onları kullandığınızda insanlar size pek kampçı gözüyle bakmıyorlardı.

Oyunculuk kariyerimden vazgeçme sebeplerimden biri de sektörün arka planında çok fazla etik dışı olayın gerçekleşmesine şahit olmamdır. Gerçekten yeteneği olan insanların bu kulvarda başarılı olamadığını gördüm. Sektörde ne kadar tanıdık bulunabilirse o kadar iş yapılabildiğine şahit oldum. Bu yüzden kendimi her şeyin en saf haliyle yaşanabildiği yere yani doğaya bıraktım. Biz aslında doğa gezilerine 15 kişi başladık, ertesi hafta 10 kişiye düştük, sonra 5 oldu, 2 oldu derken ben tek başıma kaldım. Tek kaldım diye de hayalimden vazgeçecek halim yoktu. Ne yapayım ne edeyim derken kendi kendime çantamı alıp gezmeye başladım. İki yıl içinde 81 ili gezdim. Türkiye’yi köy köy, kasaba kasaba, sokak sokak gezdim. Hatta 8-10 defa aynı yerlere gittiğim oldu. Hala gitmekten keyif aldığım yerler var. Bu geziler esnasında çok ilginç sporlar yapıyorum. Mesela yeraltına iniyorum. En son 1.700 metreye iplerle indim. Ayrıca tırmanış yapıyorum. Şu anda Doğa Sporları Eğitmenliği yapıyorum ve işimden gayet memnunum. Ekstrem sporların da içinde bulunduğu güzel aktiviteler yapıyorum. Hayatım gayet keyifli geçiyor. Aldığım kararlardan dolayı hiç pişman olmadım.

Bu seyahatlerinizi gerçekleştirirken iş birliği yaptığınız, size finansman sağlayan firma veya markalar oluyor muydu yoksa sadece kendi imkanlarınızla mı ilerlediniz?

Ürünlerimi temin eden birkaç firma oldu tabii ki. Bunun haricinde zaten yol masrafım yoktu, sürekli otostop ile geziyorduk. Yolda bizi gören insanlar bizleri davet ediyordu, evlerinde misafir edenler bile oldu. Çok keyifli günler geçirdik.

Bir markanın reklam iş birliği ile herhangi bir seyahat planladınız mı, hedefleriniz arasında böyle bir şey var mı?

Hedeflerim arasında aslında Everest’e çıkmak var. Tabii ki bunun maliyeti çok büyük. Yaklaşık 100 bin dolar gibi bir maliyeti var. Orada kamp yapmak ve yukarıya çıkmak için hem bu maliyeti karşılamanız gerekiyor hem de tecrübenizin olması gerekiyor. Bunun için belki sponsorluklar aracılığıyla destek alabilirim ama şu an bu yalnızca bir proje.

81 il seyahatinden bahsettiniz. Bunlarda nasıl bir ulaşım tercihiniz oldu?

Bunların çoğunu otostop çekerek yaptık. Çünkü karadan bazı kültürleri gezerek görmek istedim. Bunun haricinde motor da kullanabilirdim, motor sevdam da var ama yapmadım. Çizdiğim rota motora uygun değildi. Motorla gezersem dünyayı gezerim. Onun için her şeyi arkamda bırakıp, her şeyin üzerini çizip kendimi dünyaya adamam lazım. Çünkü Dünya’yı gezen tanıdığım insanlar var yıllardır hala bitiremediler, bitmez de. Benim gibi bir adam da hiç bitiremez çünkü her şeyi denemek isterim.

Türkiye’de en çok nerelerden etkilendiniz?

Kesinlikle Doğu kültürü derim. Doğu kültürü beni çok etkiledi. Kendi kökenim oradan diye demiyorum. Doğu kültürü kesinlikle görülmeli. Hakkari, Şırnak, Diyarbakır… Türkiye’nin doğu bölgesinde görülmesi gereken çok fazla şey var. Tarihi güzellikleri var, doğal harikaları var, dağlar, mağaralar… Tehlikeli olsa da yapılması müthiş keyif veren etkinlikler var.

Bu geziler esnasında başınıza gelen trajikomik ya da kötü olaylar oldu mu?

Ayı saldırdı 😊 Kastamonu’da mağara kampına gitmiştik. Gittiğimiz alanda doğa belgeselleri de çekiliyor. Ormanda çok fazla kameralandırılmış bölge var. Biz de görüntü alabilmek için gittik. Kamp kurduk, 500 metrelik bir mağaraya tek bir ip ile kızak şeklinde inmeye başladık. Kamp kurduğumuz bölgede güvende olmadığımızı hissettim, hiçbir güvencemiz yoktu, ağaçların içindeydik. Arkadaşlarımı da uyardım, ayı gelebilir dedim fakat arkadaşlarımı ikna edemedim. Yerleştik, ateş yaktık, yemeğimizi yedik ve yattık. Gece sabaha kadar uyuyamadım. Etrafta tuhaf sesler duydum ama ne olduğunu tam algılayamadığımdan dikkate almadım. Gündüz mağaraya gittik, geri döndüğümüzde kampımız ayı tarafından dağıtılmıştı. Çadırlarımız ters dönmüş, yırtılmıştı. Yiyeceklerimiz ve çantalarımız darmadağın haldeydi. Ayının pislikleri de henüz sıcaktı. Belki 5 dakika gibi bir farkla ayıyı kaçırdık kısaca direkten döndük diyebilirim.

Erzincan’dan 8 saat boyunca sırt çantası ile Munzur Dağı’nın zirvesine doğru yürüdük. Yazın ortasında olduğumuzdan tişört ve şort ile geziyorduk. Dağa çıkarken de üzerimizde şort vardı ve yukarılara çıktıkça dizlerimize kadar kara gömüldük. Ekipmanlarımız tam ve sağlamdı, tedbirimizi almıştık ancak bir ayı ile karşılaşıp peşine düşünce kıyafetleri değiştirmek pek aklımıza gelmedi. Ayı bizden kaçtı, biz ayıyı kovaladık. Maksadımız sadece ayıyı görüntülemekti fakat ilerledikçe tepemizde İHA’lar uçmaya başladı. Biz jandarmaya ve köy muhtarına da bildirmiştik ama bilgi verirken sadece 500m ya da 1km gideriz demiştik. Planladığımız gibi olmadı ve ilerleyişimiz 8 saati aştı. Bir noktadan sonra ayı bizimle oynamaya başladı, videoları da var. Etrafımızda dönüyor, bizim kendisini takip ettiğimizi anladıkça bizi sürekli aynı noktada dolaştırmaya başladı. Sonunda görüntülemeyi başardık ama 8 saatimize mal oldu.

Gezdiğiniz yerlerde doğada kendi imkanlarınızla yaşıyorsunuz, barınaklarınızı kendiniz inşa ediyorsunuz. Bu tarz şov programları çok dikkat çekiyor. Bununla alakalı serüvenlerinizi bir belgesel film ile ekrana aktarmayı düşündünüz mü?

Barınaklarımı ben kendim yapıyorum, bu hobi olarak başladı aslında. Çadır dışında şeyler yapmak istedim. Hobbit gibi şeyler yaparken büyüdü gitti, insanların da dikkatini çekti. Ben ağaç kesmeye karşıyım. Elimde bir testere ve ip ile yaptığım barınakları sadece yıkılmış ağaçları toplayarak inşa ediyorum. İmkanlarım olsa daha fazla şey yapabilirim ama şu an için bu kadarı elimden geliyor. Barınak işini ilerletip belgesel tadında şeyler yapmak istiyorum ama bunun için bir alan ve bölge lazım. Fırsat bulursam bir belgesel çekmek elbette isterim.

Barınaklardan bahsetmişken hayvanların durumuna da değinelim isterim. Her yere barınaklar inşa ederek hayvanları kendi belirlediğimiz alanlara tıkıştırarak insanlara daha fazla alan açmaya çalışıyoruz. Hayvanların kendi doğal alanlarında yaşama imkanlarını ellerinden alınıp onların barınaklara hapsedilmesinin adaletsizlik olduğunu düşünüyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda ben pek olumlu düşünmüyorum. Hayvanların doğalarından ayırılmalarına karşıyım. Özellikle satılmalarına, satın alınmalarına hiç iyi bakmıyorum. Benim de kedim var ama ben kedimi kısıtlamıyorum. Kedim özgürce çıkıp dolaşabiliyor, onu doğasından koparmıyorum. Gidip kafasına göre gezip akşam gelip yatabiliyor. Ben ona sadece yuva yapıyorum. Ben bu gezilerimi yaparken sokak hayvanlarına sokaklara mama bırakarak, onlara yaşam alanları yaparak gezdim. Benim düşüncem kesinlikle hayvanların evlere, sınırlı barınaklara hapsedilmemesi üzerine. Onların kısıtlanmaması, zincire vurulmaması gerek. Ancak doğal yaşam alanı bırakılmamışsa barınak yapmak mecburi hale gelebiliyor.

Doğadaki gezileriniz sırasında besin ihtiyacınızı doğadan mı karşılıyorsunuz yoksa hazır gıdalar mı kullanıyorsunuz?

Daha çok yanımızda götürmeyi tercih ediyoruz. Ben zaten avlanmaya karşıyım. Hayvanların öldürülmesine de karşıyım. Benim avlanmam için artık ölüm noktasına gelmem gerek yoksa yapmam. Bitkilerle de hayatımızı sürdürebiliriz ama bunu herkes yapmamalı. Bunu yapmaya çalışırken zehirlenen ve hastalanan tanıdıklarım da oldu, konuya iyice hâkim olmadan böyle bir şey denenmemeli.

Yakın zamanda oyunculuğa tekrar dönmeyi planladığınızla alakalı bir duyum aldık. Bununla alakalı neler söyleyeceksiniz?

Oyunculuk benim çocukluk hayalim. O zamanlar hepimizin televizyona ilgisi olmuştur. “Ben de televizyona çıkacağım, ben de ünlü olacağım” diye heves ederdik. Eğitimlere başladım, güzel de eğitimler aldım. Çok güzel insanlardan çok dolu eğitimler aldım ama dediğim gibi belli bir noktaya geldikten sonra bir yukarı basamağa çıkamıyorsunuz. Önünüze görünmez bir engel çıkıyor. O engeli aşmak için ya hayatınıza mal olacak şeyler yapmanız gerekiyor ya da çok iyi bir çevre edinerek bu çiti aşmanız gerekiyor. Oyunculuk merdiveni çok sıkıntılı bir merdiven.

Şu ana kadar rol aldığınız hem kamera önünde hem de set ortamında en fazla keyif aldığınız proje hangisiydi?

Uçan Melekler sinema filminde ve Arka Sokaklar dizisinde birkaç bölümde rol almıştım. Bu iki proje benim için gayet keyifliydi. Set ortamları benim için ev gibi, şu anda da oralarda olsam çok keyif alırım, gecemi gündüzüme katabilirim ama dediğim gibi artık yürüdüğüm hedef ve yol çok farklı. İstemiyor muyum, istiyorum; teklif yok mu, var ama bir şey yaparken tabii ki en iyisinin olması gerekiyor. Bir adım atarken on kez düşünüp bir kez yapmak lazım, ben de şu an tam olarak bunu yapıyorum.

Sizin için “en iyisi” nedir, bunu nasıl adlandırırsınız?

Şu anda birkaç tane hedefim var. Önceliklerden bir tanesi, Survivor. O yarışma programında yer almak istiyorum. Bunun çalışmalarını yapıyorum. Kendimi hem fiziksel hem de manevi olarak geliştirmeye çalışıyorum. Bunun haricinde oyunculuğa yeniden atılım yapmayı düşünüyorum. Sevdiğim ve görüştüğüm birkaç yönetmen ağabeyim var, onlarla birkaç proje yapmayı düşünüyoruz.

Survivor’a katılmayı istemenizdeki temel neden gezgin ruhunuz mu yoksa başka bir sebebi var mı?

Ben Survivor programının benim için yapıldığını düşünüyorum. Bu hayatı yaşayan, hakkını vermesi gereken birisi varsa eğer o benimdir diye düşünüyorum. Çünkü Survivor hayatı orada yatıp kalkmak, yemek yemek, yarışmak değil mücadele etmek bana göre. Biz doğaya karşı mücadele edemeyiz, sadece yaşamak için onun tekniklerini bilebiliriz. Survivor, bu teknikleri bilip kullanacağınız bir yaşamdır bence. Bu yüzden inanıyorum ki eğer bir gün katılabilirsem o yarışmada çok başarılı olacağım.

Umarım hayallerinize kavuşursunuz, bu yolda ne gerekiyorsa onu yapacağınızdan eminim ben. Gezgin ruhunuz, doğa sevginiz, doğa ve hayvanlarla olan bağınız, bunlar çocukluktan gelen duygular mı yoksa sonradan edindiğiniz özellikler mi?

Bu duygu aslında çocukluktan gelen bir şey. Benim babam köyden şehre gelmiş bir insan. Bize bunları zaten onlar aşıladılar. Tabii benim her zaman ekstra olarak daha çok ilgim oldu. Bitkiler, hayvanlar, ağaçları tedavi etmek, hayvanları tedavi etmek, bunları kendi kendime öğrendim. Yapabileceğim şeylerin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Aslında her bir insanın yapması gereken budur. Sonuçta gelecek nesillere bize bırakıldığı gibi hatta çok daha iyi bir dünya bırakmamız gerekiyor. Ne yazık ki şu anki dönem kötü ve sıkıntılı bir dönem. Orman yangınları gibi birçok felaketle karşılaşıyoruz. Muğla’nın belki de %30’undan fazlası yok oldu. Bilerek ya da bilmeyerek, isteyerek ya da istenmeyerek buralar bir şekilde yok oldu. Giden binlerce, belki de milyonlarca ağaç var. Buna engel olabilmek için elimizden geleni yaptık. Tatile gittim, tatilde yangın söndürmek için uğraştım. Belki de orada olmam gerekiyordu, tatil yalnızca bir vesileydi, bilemiyorum.

Yangınlar esnasında Bodrum’daydınız. O esnada yangına bir müdahaleniz oldu mu, o anki koşulları bize nasıl anlatırsınız?

İlk yangın zaten Marmaris’te başladı. Biz deniz kenarında kamp yapıyorduk. Biz ilk olarak Marmaris’teki yangına müdahale ettik. Orayı yatıştırdık derken Bodrum’da yangın çıktı, oraya da müdahale etmeye gittik. Bizi bölgeye almadılar, sanatçı kimlik kartımızı kullanarak içeri girdik. Su taşıdık, buz taşıdık, insanlara ve itfaiyecilere yardım ettik, su hortumlarını taşıdık, elimizden gelen her şeyi yaptık. Elbette çok kötü manzaralarla karşılaştık. Alevlerin arasında kalan hayvanların çığlıkları üzerimizde kaldırılması güç bir psikolojik baskı yarattı. Buna şahit olmak çok acıydı. O ağır psikolojik yükün altında olmamıza rağmen daha fazla hayvanın ve ağacın alevlerden kurtarılması için var gücümüzle çalıştık.

Yaşananların ve şahit olduğunuz acı manzaraların etkisinden kurtulmanız kolay olmamıştır eminim. Dinlerken beni bile derinden etkiledi ki bunlara birebir tanık olmak şüphesiz çok acı vericidir. Dilerim böyle felaketler dünyanın hiçbir yerinde tekrar yaşanmaz. Peki, yangınlara müdahale ettiğiniz esnada bölgede gerçekleşen ama basına yansımadığını düşündüğünüz olaylar oldu mu?

Basına yansımayan olaylar tabii ki vardı. Hiçbir şeyin tamamı gösterilmiyor. Biz bunları ne kadar anlatsak da bazı insanlar yalanladığı sürece biz yalancı durumuna düşeriz. Yine de biz şahit olduklarımızı insanlara anlatarak vicdani ve insani görevimizi yerine getirmiş oluruz. Köylüler ve bölge halkı canını dişine taktı ancak ben, yetkililer tarafından yeterli müdahalenin doğru yerde ve zamanda yapıldığını düşünmüyorum. Çünkü yangınların bu kadar büyük boyutlara ulaşmasını eksik ve yanlış müdahalelere bağlıyorum. Küçük bir noktada başlayan ufak çaplı bir yangının, erken müdahale ile söndürülebilecek iken bu denli geniş alana yayılarak devasa boyutlara ulaşmasını beklemelerini mantıklı bulmuyorum.

Umarım bu facianın tekrarının yaşanmaması için herkes üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirir. Geçmiş olsun ve bir daha geri gelmesin diyelim. Biraz da müzik hayatınızdan konuşalım. Bir albüm çalışmanız vardı, şu ana kadar müzikle alakalı neler yaptınız, bunlardan bahseder misiniz?

Ben tiyatro mezunu olduğum için şan derslerimi orada alıyordum. Müzik hiçbir zaman bir tiyatro gibi olmadı benim için. Bir yerde bir kopukluk oldu, müzik sektörünü o kadar sahiplenemedim, beni kendine çekmedi. Bu halde de bir şeyi yapmanın doğru olacağını düşünmüyorum. Müzik sektöründe sağlıklı ilerleyebileceğimden emin değildim. Bu şüpheye düşünce de olduğu yerde bıraktım diyebilirim. Kısaca sevmediğim işte başarılı olacağıma inanmadım.

Şu anda herhangi bir albüm çalışması düşünüyor musunuz yoksa sadece oyunculuk ve yarışma programları üzerine mi hedefiniz var?

Şu anda sadece oyunculuk benim temelimde var. Zaten oyunculuk alanında eğitimler aldığım için beni cezbeden şeylerden birisi bu. Zaten doğa sporları eğitmenliği yapmaktan fazlasıyla keyif alıyorum ve bu işi de bırakmak istemiyorum. Belki ilerde bu alanda bir okul, eğitim alanı ya da bir camping gibi bir şeyler kurabilir ve insanlara daha fazla doğa sporlarıyla alakalı hobiler aşılayabilirim. İnsanların doğada daha fazla zaman geçirebileceği, doğayla bütünleşebileceği etkinlikler düzenlemek isterim.

Amazonlar’da yerel bir kabileyle belgesel çekme hayaliniz vardı. Bunu Türkiye’de yerel bir halkla düşünür müydünüz?

Evet öyle bir projem var. Amazonlarda bir şaman kabilesi ile belgesel film çekmek istiyorum. Bölgedeki şamanların orada yüzyıllardır yaşadığı hayatı film haline getirip sonrasında filme konu olan bilgileri bir kitapta toparlayarak insanlara bazı şeyleri göstermek istiyorum. Orada öğrenilecek o kadar çok ilginç şey var ki… İnsanlara farklı kültürler sunmak ve göstermek istiyorum. Meditasyonlar, şifalı otlar, akla gelmeyecek inanılmaz şeyler… Bunları tabii Türk insanı sever mi sevmez mi bilmiyorum. Türkiye’de bu tarz projeleri yapma kararını almak zor. Yapılmış örnek filmler var ama bu Türkiye’de tutar mı bilmiyorum. Bu tarz belgesel filmleri Amazonlar’da çekmek ile Türkiye’de çekmek arasında çok ciddi bir fark olur. Aynı kalitede içerik üretilebilir mi ve aynı izleyici kitlesi yakalanabilir mi emin değilim.

Bu belgeselin yanısıra bir de kitap yazmaktan söz ettiniz. Edebiyat ve yazılarla da ilgilisiniz sanırım. Şu ana kadar kaleme aldığınız bir kitap veya yazı var mı?

Yayınlanan bir şey yok ama yayınlamak istedikten sonra birçok yazı var. Dediğim gibi o kadar detaylı olmasını istiyorum ki yaptığım işin hakkını vermek istiyorum. Yapacağım şey keşif odaklı ve o tatta bir şey olmalı. Dünyaya hitap etmesi gerekiyor, sadece Türkiye değil.

Verdiğiniz samimi cevaplar için çok teşekkür ediyorum. Tüm hayallerinize kolaylıkla ulaşmanızı temenni ediyor hedeflerinize giden yolları başarılarla yürümenizi diliyorum.

Beni konuk ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum, güzel bir sohbet oldu. Tüm İlk Bakış okurlarına sevgilerle…

Share on facebook
Share on twitter
Share on whatsapp

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.